Gamze Furat

Gamze Furat
@GamzeFurat

Gamze Furat

, bir kitap okudu
7/10
·360 syf.·
2025 293. kitabı
Franz Kafka
7.2/10 · 12,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Atalay'ın Değişen Mizahı
6/10
·260 syf.··
2025 290. kitabı
Atilla Atalay, belki yılların da etkisiyle alıştığımız mizahını terk ediyor. Önceden mahallenin, insanların, küçük tuhaflıkların sıcaklığından bahsederken burada sanki yazar, bir adım geri çekilip bu ülkenin modern tuhaflıklarına uzaktan bakıyor. Yerellik gidince mizahın Atalay’ın o yumuşacık, hafif alaycı gülüşü burada daha keskin, daha soğuk bir ironiye dönüşüyor. İnsanların düşünmeden konuşmasından, birbirinden duyduğu etkileyici cümleleri art arda sıralayıp fikir sanmasından, ezberden yaşamalarından yorulmuş. Bu yorgunluk hikâyelerin dokusuna sinmiş. Yazarın, Aziz Nesin sevgisi özellikle "R" de açık açık ortaya çıkıyor. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ın 2003 versiyonunu okuyor gibi hissediyoruz ki bunu kendisi de hikâyesinde söylüyor. Bürokrasi karşısında silinen kimlik, varla yok arası insan, absürd yanlışlıklar zinciri... Ama o Nesin’e özgü sıcaklık burada yok. Sanki Atalay, sistemin çürümüşlüğünden çok insanların körleşmesinden usanmış. Yazarın kendi çevresinden kopmuşluğu, insanlardan uzaklaşmışlığı hissediliyor. Eski mahallenin tanıdık tuhaf insanları yerine artık sadece tuhaflar var; tanıdıklıkları yok olmuş, insan sıcaklığı gitmiş. Kitapta dikkatimi çeken bir şey daha oldu: Atalay daha o zamanlardan bugünün ebeveynlik faciasını görmüş. Aşırı anlayışlı olacağız diye çocuğunun kölesi olan, her sözünde felsefi bir metin arayan anne babalar O zamanlar baş göstermeye başlamış. O dönemde belki tek tük örneklerdi, bugün ise norm hâline geldiler. Atalay’ın bunu yıllar öncesinde fark etmesine şaşırmadım ama bu tespitin ağırlığı hikâyelere başka bir sertlik katıyor. Mizah, tatlı bir sitem değil artık; bıkkınlığın içinden çıkan kısa, sinirli bir gülümseme gibi. Ağlama Dolabı, Atalay’ın tamamen değiştiği bir dönem kitabı. Yerellik yok, sıcaklık yok; ama çok daha net bir
Ağlama DolabıAtilla Atalay · İletişim Yayıncılık · 2012141 okunma
Açlığın, Savaşın ve Bedenin Çığlığı
10/10
·1040 syf.··
2025 289. kitabı
Bu kitabı özetlemek kolay bir şey değil ama kabaca şunu yapmaya çalıştığını söyleyebilirim: Çin’in tarihini, devlet politikalarını, bedenlerin ve bedenlerin ihtiyaçları üstünden anlatıyor. Özellikle de kadın bedeninin, memenin, kalçanın, açlığın, hamileliğin, fahişeliğin üstünden. Ve bunu öyle edebi nezaketle değil, bağıra bağıra, okuru rahatsız ede ede yapmak istiyor. Okuyucu şunu düşünecektir: her şey memeye bağlanıyor. Bebekken memeye saplantı, büyüdükçe memeyi dünyanın merkezi gibi görme, her şeyi meme ucuyla ilişkilendirme... Bu çocuksu takıntı aslında saf sapıklık değil; büyük kıtlığın, savaşın, yokluğun içinden gelen bir ülkenin en temel ihtiyacının, beslenmenin simgesi. Aç bir toplumun hafızasında en kutsal organ memeyse, Mo Yan da tüm romanı bu organın etrafında döndürüyor. Yani baş karakter aslında bizzat açlığın, kıtlığın kendisi. Geniş kalça doğurganlığın, hayatta kalma kapasitesinin simgesi; bu yüzden erotikleşmiyor, yaşam mücadelesi devam ediyor. Ablalar üzerinden kurulan evlilikler, genelevde çalışan, Kuşçu Han'a duyulan aşk, Dilsiz'in tecavüzü, âkıbeti bilinmeyen satılık kız... Hepsi aynı şeyi anlatıyor: “Kadınların doğru dürüst çıkışı yok.” Birinci abla parayla evleniyor, diğeri yiğitlik/şanla, üçüncüsü aşk uğruna kendini parçalatıyor, dördüncü abla bedenini satıyor... Hepsinin sonu felaket. Erkek çocuğa duyulan saplantı da aslında hiç kimseyi kurtarmıyor; anne erkek doğurmak için kendini paralıyor ama doğan oğlan da kırık, sakat, itilmiş, aşağılanmış bir hayat yaşıyor. Yani Mo Yan, hem ataerkilliği hem de o dönemin politikasını iç içe gösteriyor: “Erkek çocuk doğur, kurtulursun” yalan, “iyi evlilik yap, kurtulursun” yalan, “devrim gelince kurtulursun” o da yalan. Yaşanılanların ağırlığı burada devreye giriyor. Gerçekçilik anları kırılıyor (abla kuşa
İri Memeler ve Geniş KalçalarMo Yan · Can Yayınları · 20191,033 okunma