Seren, alışageldik biri olmaktan çok uzak ama bir o kadar sıradan bir kadın.
Kitabın güçlü bir akışı var. Bölümler arası geçişler, neredeyse bir dizinin bölüm sonu etkisi yaratıyor. Okurun merakını
Atilla Atalay, belki yılların da etkisiyle alıştığımız mizahını terk ediyor. Önceden mahallenin, insanların, küçük tuhaflıkların sıcaklığından bahsederken burada sanki yazar, bir adım geri çekilip bu
Bu kitabı özetlemek kolay bir şey değil ama kabaca şunu yapmaya çalıştığını söyleyebilirim: Çin’in tarihini, devlet politikalarını, bedenlerin ve bedenlerin ihtiyaçları üstünden anlatıyor. Özellikle
Bir trenin cam kenarında oturuyoruz. Yolculuk, iki günlüğüne bir akrabamızın düğününe. Yan koltukta kuzenimiz var, hafiften serseri. Bir İstanbul’da, bir memlekette. Hiçbir yerde çok kalamamış. Zeki,
Sıdıka, kendi acısına üzülmeyen kadın. Çünkü üzülse dağılır, çünkü üzülse yaşamaz. O, kırıldığı yerde direnen, acısını sessizce un ufak eden kadınlardan. Kavganın ve sevgisizliğin içinde bile sevmeyi