Kitap boyunca mizah çok güçlü. Fakat o mizahın altında bir sıkışmışlık var.
Anlaşılmama hali, “fazla gelme” hali…
Zekânın yalnızlığı.
Sıdıka’nın en büyük trajedisi mutsuzluğu değil; çevresinin onun derinliğini kavrayamaması.
“Sıdıka”yı okurken kahkaha attım, evet. Ama her kahkahanın altında ince bir sızı vardı.
Çünkü Sıdıka sadece komik bir karakter değil; bulunduğu eve, hatta bulunduğu zihniyete fazla gelen bir bilinç.
Sıdıka bir isyan değil aslında.
O, var olma çabası.
Bu kitap bana şunu hissettirdi:
Bazen insan bulunduğu yerden daha büyüktür.
Ama yine de orada kalır, orada nefes almaya çalışır.
Ve en çok da buna güleriz.
Çünkü başka ne yapabiliriz?