Mabel, İngiltere’de yaşayan genç bir adli muhabirdir. Aldığ ani bir telefonla kuzeninin öldüğünü öğrenir ve hemen Türkiye’ye döner. Türkiye’ye döndüğü anda hislerinin ve gazeteci kimliğinin getirdikleriyle bu ölümü araştırmaya başlar. Kendisi de bu gizemin bir parçası haline gelir.
Öncelikle yazarın dili için şunu söyleyebilirim ki kesinlikle yormayan, sürükleyen ve bu sayede hızlıca okunabilecek şekildeydi. Diğer okuyanlar nasıl hissetti bilmiyorum ama bazen bu yazım dili beni çok fazla gerdi . Tak diye bir anda karşımıza bir şey çıkıyor ve bu da benim açımdan kitaba ürkünçlük katmıştı. Özellikle Yılmaz’ın sahnelerinde başlarda aşırı gergin oldum. Bu konuda yazarı tebrik ediyorum gerçekten, nedense yabancı bir kitap okuyormuş gibi hissettim kendimi.
Karakterlerin bakış açılarından olayları okudukça çoğu şeyi Mabel gibi yavaş yavaş çözülüyor. Onunla birlikte biz de merak edip okuyucu da bilgileri topluyor sanki yani bende öyle oldu.
Çok fazla spoiler vermemek için çok fazla bahsedemiyorum ama kurgusu iyi bir kitap. İkinci kitabı okicam ne zaman bilemem ama okicam o kesin. Ama tek sıkıntı o kadar ünlü bir gazeteci oraya gidiyor ve bu vakayı ele alıyor yani garipti denizide çok yuceltmislerdi burda açıkçası ozan daha iyidi gibime geldi.