"Nasıl desem... Kelimeleri okşar gibi, hepsinin bir bir gönlünü alıp sıraya dizer gibi, onların da canı varmış da hakikatlerine varmış gibi konuşuyordu. Kuşun kanat çırpışını, ipekli kumaşların ahenkli yumuşaklığını, aşkın taşkınlığını hissettik onu dinlerken. Bana sorarsanız, en büyük mahareti de buydu kendisinin. Yoksa anlattığı...Ne bileyim, derme çatma bir hikâye işte." 56. sayfadan bir alıntı olan bu paragraf, Meddah Efendi'nin konuşma kabiliyetini betimliyor aslında ama aynı zamanda da yazarın anlatımı hakkında benim içimden geçenler bunlar. Şiir gibiydi gerçekten, yazmak çok başka bir şey, onu anlıyorsunuz okurken. Bir eğitimi olmadığını, öyle her eline kalem alanın yapamayacağını...