·198 syf.····Okunma: 09 Nisan 2025 15:04 Kitabı bitirdikten sonra okursanız daha iyi olur.
Gerçeklikle hayal mi yoksa rüya mı belli olmayan iç içe geçtiği, kara mizahla dolu bir sürreal romandır. Hikâye, bir sabah bacaklarında turp filizleri çıkan isimsiz bir adamın gözünden anlatılır. Bu olağanüstü durumla doktora gitmesiyle başlayan olaylar zinciri, giderek garipleşen bir yolculuğa dönüşür.
Adam bir sağlık merkezine yatırılır ama burası sıradan bir hastane değildir; içinde hemşirelerin vampir olduğu, yer altına doğru inen katları olan, kuralları anlaşılmaz bir kurumdur. Oradan sonra bir sedyeyle yer altı dünyasında, çölde, termal kaplıcalarda, hatta bir kangurunun kesesinde geçen bir dizi gerçeküstü yolculuğa çıkar. Bazen çocukluğuna döner, bazen ölmüş annesiyle ya da kaybolmuş kişilerle karşılaşır.
Roman boyunca fiziksel yolculuk, aslında içsel bir hesaplaşmadır. Ana karakterin bastırdığı suçluluk duyguları, ailesiyle ilgili sorunları, özellikle annesiyle olan karmaşık ilişkisi giderek açığa çıkar. Gerçek ile rüya, bilinç ile bilinçdışı arasındaki sınırlar silinir.
Ben kitabı şu şekilde yorumladım adam jiletle kendini kesti ve yaşamdan ölüme geçene kadar ki kafasından geçenleri okuyoruz en son kendi cesedini görünce kitap bitiyor şeklinde...
Ama kitapta adam ne yaşamış da intihar edecek kısmına gelecek olursak:
Bazen insanı tüketen şeyler travmatik değil;
sıradan, tekrar eden, sessiz şeyler olabiliyor.
Yani:
• Yalnız büyümek,
• Sevilmeden var olmak,
• Toplumda görünmez hissetmek,
• Anne-baba varlığının gölgesinde yaşamak…
Bunlar anlatıcının içinde deli gibi bağırıyor, ama dışarıdan sessizce yaşanmış gibi görünüyor.