·
Okunma
·
Beğeni
·
288
Gösterim
Adı:
Kanguru Defteri
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
198
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055159658
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kangarū Nōto
Çeviri:
Aydın Özbek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
MonoKL
Kangurunun cebinden çıkan bir defter, ayaklarından Turp filizi çıkan bir adam, kendi kendine şehirde gezinen bir yatak ve turp filizi hastalığına derman olması beklenen bir kükürt kaplıcası. Cehennem vadisine yerleşmiş kükürt kaplıcasına doğru yatağıyla seyahat eden hastayı bekleyen cüce cinler ve daha niceleri… ve eğri Gözlü kız: hiç aklınızdan çıkmayacak eğri gözlü kız!..
Kobo Abe ile gerçeküstü, enfes bir macera…

“Hem dolambaçlı hem de bağımlılık yapıcı.”

-David Mitchell-

“Hem Poe hem de Kafka akla geliyor. Kobo Abe sayfalarda hiç dinmeden atan bir heyecan yaratıyor. Okudukça okuyorsunuz ve okuyorsunuz.”

-The New Yorker-

“Bazıları onda Kafka’nın bilinmeyene yönelik manipülasyonlarını, başkaları ise örneğin yarattığı kum çukuru metaforu ile Beckett’in esintilerini bulacak.”

-Saturday Review-

“Dizimin altından üstüne doğru bir karıncalanma hissi başlamıştı. Pijamamın paçasını sıyırıp kaşıdım. Nasıl desem? Soyulmaya yüz tutan ince bir deri tabakasının parçaları gibi mi desem, yoksa kese kiri gibi mi desem? Işığa doğru çevirip baktım. Hayır, kese kiri değildi, derim de soyulmamıştı. Sanki lime lime ezilmiş kuru lif parçaları gibilerdi. Dizimdeki kıllar mı desem? Onları da çakmakla tütsüleyip elinizle toplasanız ancak böyle gözükürdü herhâlde. Fakat yanmış kıllar daha bir tuhaf kokmaz mıydı? Bu sefer her iki paçamı da sıyırıp sandalyenin üzerinde dizlerimi havaya kaldırıp kendime doğru çektim. Tek bir tüy parçasından eser kalmamıştı...

Ertesi sabah şafağına yakın bir saatte henüz hava karanlıkken dizlerimin dayanılmaz iç gıcıklayıcı kaşıntısıyla gözlerimi açtım. Dizimin her yerine alerji kremini bolca sürerken fark ettim ki, bu başıma gelen basit bir şişkinlikten ibaret değilmiş. Deri gözeneklerinin içinden, dün geceye nispeten daha iri, sanki bitki saplarına benzeyen şeyler şişip çıkmaya başlamıştı. Küçücük soya filizlerini andırıyorlardı. Bir bitkiye benzeyen bu görüntü ve verdiği hissiyat o kadar rahatsız ediciydi ki denemek amacıyla bir tane koparıp ne olacağına bakmaya karar verdim. Koparılmasına kopuyordu yerinden kolayca ama hemen ardından da dip kısmından bir irin akıyordu...”
198 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Kitap bitti ama pek bişey anlamadım.
Sanırım yanlış kitaptan başladım. Ara ara kopukluk yaşasam da kitapta geçen birçok hayal dünyasına bağlı yaa fantastik cümleler iyiydi. Arada kaldığım bir yazar oldu.
Bir de diğer Kitabını okuyayım öyle karar vereyim dedim kendime.
198 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kumların Kadını ardından okumak daha bir keyifliydi(hatta iki kitabındaki Sai Nehri kullanımı da güzel bir ayrıntıydı).Kobo Abe bu kitabında da sınırları zorlayan olaylar bütününün ortasına atıyor sizi.Takip etmesi zor ancak merak uyandırıcı..
*Murakami Haruki ile bir çok benzerlik yakalamak da mümkün (kendi kuruntum da olabilir belki)..özellikle çok bilinmeyenli denklemler,müzik kullanım tarzları,karakter ve dış görünüş analizleri,küçük ekler (örneğin gazete kupürleri) gibi..
198 syf.
·Beğendi·8/10
kobo abe’nin masalsı anlatım tarzını seven okuyucular için zevkle okunacak bir kitap. İnanılmazı inanılır kılacak kadar ayrıntılı betimlemeleri ile okuyucuyu hikayenin içine çekiyor. anlatısındaki karanlık atmosferin dibine sürükleyen bir köpekbalığı gibi. kendinizi kitabın kahramanı ile özdeşleştirip bir çözüm arayışında buluyordunuz.

ilk okuduğum kitabı kumların kadınında ağzımda bir avuç kum varmış hissini bu kitapta ise sürekli bacaklarımda bitki filizleri varmış da sürekli beni rahatsız ediyormuş gibi okudum. böyle bir anlatım yeteneği kolay bulunan birşey değil. Dante’nin cehennem tasvirinin karşılığı kobe ‘nin tasviri imajı verdi kitap bana. olmazsa olmaz erkek cinselligine de sık sık vurgu bulunmakta. en olmadık yerlerde ortaya çıkan cinsel dürtüler doğal yaşamın olağan akışı olarak karşımıza.

yazar ölüme ben ve diğerleri açısından nasıl ikiyüzlü bir yaklaşım sergiledimiz konusunda da bizlere ince bir ayar çekmekte. bunu yaparken insanları yargılamaktan ziyade hayatın gerçeği olarak önümüze koyup utanç duymaktan çok hayatın felsefesini iyice bize yedirmekte.
198 syf.
·6/10
Bu tarz bir kitabı herkesin seveceğini zannettmiyorum. Okurken kopabilirsiniz yada bir çoğuna saçma gelebilir yarıda bırakılabilitesi yüksek bir kitap, ama değişik bir kurgusu var.
Daha öncede kumların kadını kitabın okumuştum oda değişik bir hikaye idi biraz fantastik mi desem bilemedim.
gerçek ile hayalin birbirine geçtiği bir hikaye diyelim.

konusunu yazsam saçma gelicek ama boş vakitlerde okunabilir bence kumların kadını daha güzeldi.
İnsanların kendisinden ziyade, üzerindeki kıyafetlerine ve eşyalarına gösterilen ilgi, yalnızlığın en büyük göstergesidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kanguru Defteri
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
198
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055159658
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kangarū Nōto
Çeviri:
Aydın Özbek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
MonoKL
Kangurunun cebinden çıkan bir defter, ayaklarından Turp filizi çıkan bir adam, kendi kendine şehirde gezinen bir yatak ve turp filizi hastalığına derman olması beklenen bir kükürt kaplıcası. Cehennem vadisine yerleşmiş kükürt kaplıcasına doğru yatağıyla seyahat eden hastayı bekleyen cüce cinler ve daha niceleri… ve eğri Gözlü kız: hiç aklınızdan çıkmayacak eğri gözlü kız!..
Kobo Abe ile gerçeküstü, enfes bir macera…

“Hem dolambaçlı hem de bağımlılık yapıcı.”

-David Mitchell-

“Hem Poe hem de Kafka akla geliyor. Kobo Abe sayfalarda hiç dinmeden atan bir heyecan yaratıyor. Okudukça okuyorsunuz ve okuyorsunuz.”

-The New Yorker-

“Bazıları onda Kafka’nın bilinmeyene yönelik manipülasyonlarını, başkaları ise örneğin yarattığı kum çukuru metaforu ile Beckett’in esintilerini bulacak.”

-Saturday Review-

“Dizimin altından üstüne doğru bir karıncalanma hissi başlamıştı. Pijamamın paçasını sıyırıp kaşıdım. Nasıl desem? Soyulmaya yüz tutan ince bir deri tabakasının parçaları gibi mi desem, yoksa kese kiri gibi mi desem? Işığa doğru çevirip baktım. Hayır, kese kiri değildi, derim de soyulmamıştı. Sanki lime lime ezilmiş kuru lif parçaları gibilerdi. Dizimdeki kıllar mı desem? Onları da çakmakla tütsüleyip elinizle toplasanız ancak böyle gözükürdü herhâlde. Fakat yanmış kıllar daha bir tuhaf kokmaz mıydı? Bu sefer her iki paçamı da sıyırıp sandalyenin üzerinde dizlerimi havaya kaldırıp kendime doğru çektim. Tek bir tüy parçasından eser kalmamıştı...

Ertesi sabah şafağına yakın bir saatte henüz hava karanlıkken dizlerimin dayanılmaz iç gıcıklayıcı kaşıntısıyla gözlerimi açtım. Dizimin her yerine alerji kremini bolca sürerken fark ettim ki, bu başıma gelen basit bir şişkinlikten ibaret değilmiş. Deri gözeneklerinin içinden, dün geceye nispeten daha iri, sanki bitki saplarına benzeyen şeyler şişip çıkmaya başlamıştı. Küçücük soya filizlerini andırıyorlardı. Bir bitkiye benzeyen bu görüntü ve verdiği hissiyat o kadar rahatsız ediciydi ki denemek amacıyla bir tane koparıp ne olacağına bakmaya karar verdim. Koparılmasına kopuyordu yerinden kolayca ama hemen ardından da dip kısmından bir irin akıyordu...”

Kitabı okuyanlar 30 okur

  • Derya Özkan Lengerli
  • İlgen Ercan Cimen
  • Nurgül Aslan
  • Metin Yılmaz
  • Soyuttt
  • Aylin.
  • Ozlem
  • PAKİZE ÇETİNKAYA
  • Özge Batan
  • Gökben Tutlu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.3 (1)
9
%8.3 (1)
8
%25 (3)
7
%16.7 (2)
6
%25 (3)
5
%0
4
%16.7 (2)
3
%0
2
%0
1
%0