Otomatik Portakal: Bir Caniyi Evcilleştirmek
Otomatik Portakal bana hep, insanın içindeki karanlıkla başa çıkma mücadelesi gibi gelir. Alex’in hikayesi, aslında hepimizin biraz da tanıdık olduğu bir şeyin yansıması: İçindeki boşlukla nasıl başa çıkacağımızı bilmiyoruz. O, sadece bir cani değil, bir boşluğa düşmüş biri. Şiddetle, kötülükle varlığını devam ettirmeye çalışan biri. Burgess, bize bunu anlatıyor: Kimlik kaybı, insanın bir tür karanlık kuyusuna düşmesine yol açar.
Alex’in yapmaya çalıştığı şey, aslında bir çıkış yolu bulmaktır. Ama her çıkış yolu, ona başka bir ceza gibi gelir. Evinde, okulda ya da sokakta yaptığı her şeyde, aslında kendisini daha da kaybettiğini hisseder. Ve bir gün, bir “müdahale” ile, her şeyin düzelmesini bekler. O müdahale, onun için bir tür evcilleştirme yöntemidir. Ama bu evcilleştirme, ona sadece dışsal bir kontrol getirir. Gerçekten değişir mi?
Burgess’in asıl derdi, toplumsal baskıların insana neler yaptığını ve bu baskılardan kurtulmaya çalışan bir insanın kendi içindeki karanlıkla nasıl mücadele ettiğini anlamamız. Alex, suçu işleyen bir cani gibi görünse de, onu evcilleştirmeye çalışan toplumsal sistem de bir o kadar canidir. Onun doğasına tamamen zıt bir şey yapmaya çalışıyorlar. Ama bu, onu gerçekten değiştirmek mi, yoksa sadece yapay bir biçimde "iyi" yapmak mı? Burası belirsiz.
Benim için Otomatik Portakal bir bakıma, insanın içindeki karanlıkla yüzleşmesi gerektiğini anlatıyor. Gerçekten değişmek, sadece başkalarının bizim için neyi doğru bildiğini kabul etmekle değil, kendi karanlık taraflarımızla barış yapabilmekle mümkün. Alex’in hikayesi, toplumsal sistemin onu “iyi” yapmaya çalışması, bana biraz da şu soruyu sorduruyor: İnsanları, onları kendi kimliklerinden, kendi içsel yolculuklarından alıp, toplumsal bir düzene sokmak, gerçekten insana özgürlük verir mi? Her şeyi kontrol etmeye çalışan toplum, bence insanı yok eder. Çünkü insan, ne kadar evcilleştirilirse evcilleştirilsin, bir makineye dönüşemez.
Burgess burada bizlere, toplum ne kadar normatifleşmeye çalışırsa çalışsın, insanın özündeki özgürlük hep bir şekilde var olur. Bu, ne kadar zorlayıcı bir süreç olsa da, insanın gerçekten insan olabilmesi için özgürlüğünü bulması gerektiğini anlatıyor.