Borges okumayan kimse, Borges'i okumamış olmanın eksikliği hissetmez ama bir kere Borges okuyan kimse, onu tekrar okumamamış olmanın eksikliği en derininde hisseder. Borges'i tekrar okuma hissi, Nabokov'un ilk okumayı küçümseyen tavrı gibi bir kaygıdan da beslenmez. İlk okumada bile sizi bir zirveye ulaştırır. Onu okumak, dünyayı tekrar tekrar keşfetmek demek, keşfederken de anlamak. Doğal olarak ona olan özlemi gidermek gibidir. Daha da basitleştirerek söyleyecek olursam okumanın değerini daima yüceltmek gibi bir anlama gelir.
Borges'in metin için söylediği "okur sayısı kadar anlam var" sözündeki gerçekliğe en çok da Borges'i tekrar okurken ulaşıyorsun.
Borges'in birkaç öyküsü ara ara dönüp tekrar okuduğum olur. Alef de onlardan biri. Sadece Alef'i okumak niyetindeyken tekrardan kitabı baştan okudum. Öykülerin fantastik olduğunu söylemeye gerek yok sanırım, dili büyü gibi insanı kuşatıp etkisi altına alır. Gerçekliğiyse insanın düş dünyasının ulaşılabileceğini noktaları göstermek açısına sihirlidir ama bütün bunlara rağmen kimse kalkıp Borges'in anlattığı hikâyelerden tek bir tanesinin bile bu dünyanın gerçekliğini zorladığını iddia edemez. Çünkü Borges'in anlattıkları insanın düş gücünün ürünüdür ve insana ait olan bu dünyanın gerçekliğinin ta kendisidir.