New Orleans’ın kenar mahallelerinden birinde annesiyle yaşayan Ignatius,şişman,tembel mi tembel,huysuz ve topluma karşı bir karakter. Çalışmaktan olabildiğince kaytaran,kendince yarattığı dünyasında insanları örgütlemeye çalışan Ignatius,kafası son derece çalışan biri olmasına rağmen aykırı dünya görüşüyle tüm toplumsal kurallara kafa tutuyor.
Yazar ve eseri hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadan,ismini cezbedici bularak aldığım ve son satırına kadar eğlenerek okuduğum bir roman oldu benim için. Son derece absürt bir anti kahraman yaratarak,okuyucuyu sürekli güldürerek dönemin sistem eleştirisini yapabilen bir romanı ilk defa okuyorum açıkçası. Sadece Ignatius değil diğer tüm yan karakterler de son derece başarılı işlenmişti.
Beni en çok düşündüren şeylerden biri de yazar John Kennedy Toole’un bu kadar eğlenceli karakterler yaratıp yazıya dökebilen bir insan olmasına rağmen sadece 32 yaşındayken intihar ederek hayata veda ettiği oldu. Toole’un hayattayken bastıramadığı kitabını ölümünden 10 yıl sonra annesi bastırmış ve 1981 yılında Pulitzer roman ödülü kazanmış. Böylece bu ödül ilk defa hayatta olmayan bir yazara verilmiş.
Zaman zaman akışta tekrara düşse de Ignatius’u,onun kıvrak zekasını ve absürt çevresini çok sevdim. Benim için unutamayacağım karakterler arasına girdi.