Kurgu kahramanımız Toru Okada işte bu boşluklarla dolu hayatının içinde kaybolup gitmiş ve kendini kendince arayan bir adam. Monotonluğundan sıkıldığı hukuk bürosundaki işini bırakıp bir süre dingin bir hayat sürmek istese de şansı buna izin vermiyor. Önce kedisi sonra da eşi esrarengiz bir şekilde ortadan kayboluyor ve hayatı tuhaflıklarla dolu bir boyuta sürükleniyor.
Gerçekle gerçek dışının yine birbirine harmanlandığı,sürükleyici ve merak uyandıran bir romandı benim için “Zemberekkuşunun Güncesi”
Murakami’nin hayal gücünü,normalmiş gibi bize uzun uzun anlattığı absürt karakterlerini,yarattığı evrenlerde oradan oraya sürüklenmeyi seviyorum. Sadece ilk defa bir romanında,bazı bölümlerin zorlama olduğunu bana düşündürse de(500-650 syf arası) bu toplamda romanı sevdiğim gerçeğini değiştirmiyor. Türünün meraklılarına okunması yönünde tavsiye ederim. Ancak
sonu illa bir yerlere şiddetle bağlansın ümidiyle kitap okuyanlardansanız eser sizi pek mutlu edemeyebilir. Zira Murakami’nin (genelde diğer eserlerinde olduğu gibi) böyle bir gayesi bulunmuyor. Onun romanlarının kurgusu genellikle bir yerden bir yere varmak değil de,sadece onunla birlikte seyahat etmek gibi çünkü:)