·480 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Nisan 2025 22:00 Filistinin KAN KILICI YENER'in hikayesidir
Beğenmek basit kalır defalarca okunması gereken bu kitap Kudüs davamızın anlaşılması noktasın bir mihenk taşıdır
FİLİSTİN'İN BİLİNMEYEN HİKAYESİ
Diken ve Karanfil
"Bu kitap temelde gerçeklere dayanıyor olsa da anlatılanlar ne yalnızca benim ne de belli bir şahsın hikâyesidir. Her Filistinlinin metinde geçen olaylarla şu ya da bu şekilde bir bağı vardır. Bu eserdeki hayal gücü, sadece bir romanın gerektirdiği şartları sağlamak için, belli başlı kişiler etrafında şekilleniyor. Geriye kalan her şey, gerçek vakalardan izler taşıyor. Anlattıklarımın hepsini ya bizzat yaşadım ya da onlarca yıldır sevgili Filistin topraklarında bunları bire bir yaşayanların ağzından dinledim."
YAHYA İBRAHİM SİNVAR / Bİ'RÜ'S-SEB'E ZİNDANI, 2004
Yahya Sinvar, çeyrek asırlık hapishane günlerinde kaleme aldığı "Diken ve Karanfil" adlı bu eserinde; şahsî hatıralarını, acılarını ve umutlarını, Filistin halkının benzersiz ve upuzun hikâyesiyle iç içe aktarıyor.
Roman özellikleri taşımasının yanında bir otobiyografi yahut hatırat olarak da okunabilecek eserde, 1967'deki Altı Gün Savaşları'nda yaşanan ağır yenilgiden, Akså İntifadası'nın bölgeyi sarstığı 2000'li yıllara kadarki süreçte Filistin halkının kesintisiz ve çok yönlü mücadelesinin temel ve kritik aşamaları ele alınıyor. İşgal zindanlarında ve esaretin karanlığında, gardiyanların gözlerinden ve cellatların kirli ellerinden gizlenmeyi başararak gün yüzüne çıkan kitapta; ardı arkası gelmeyen saldırılar, göçler, acılar, mahrumiyetler, özlemler, kıyımlar ve ara sıra yüzleri güldüren sevinçler, içeriden bir gözle ve cerbezeli bir anlatımla sunuluyor.
''Sonra rüyada oruçlu olduğumu gördüm Ahmed, Resulullah (saa) bana, "Bugün bizim yanımızda iftar açacaksın ey İbrahim, seni bekliyorum' diyordu..." "Şimdi bu ne demek?" diye bağırdım. Sözümü kesti, "Bağırma Ahmed, bağırma. Ben bütün tedbirleri alıyorum. Ama bu, geri çevrilmeyecek bir davettir. Selametle kal Ahmed!" dedi ve telefonu kapattı.''
''Telefonum çaldı. Kulağıma götürdüm. İbrahim'in sesi geliyordu: "Alo Ahmed, es-Selamu aleykum." Hasret dolu kelimelerle seslendim, "Vealeykumu's-selam. Neredesin be adam, ne zamandır seni göremiyorum. Özledim." "Ben de bunun için seni aradım." dedi, "Nasılsın, aile nasıl? Herkese selamımı söyle. İsra'yı, Yasir'i benim için öpmeyi unutma." Sordum: "Onları görmeye gelmeyecek misin, ne zamandır seni görmüyorlar?" "Bilmiyorum, gelmeye çalışacağım, fakat sen benim ne kadar meşgul olduğumu biliyorsun." dedi. Bu arada "Senden ne haber İbrahim?" diye sordum. Güldü ve şöyle dedi: "Biliyor musun Ahmed, bu gece şafak gibi aydınlık, apaçık bir rüya gördüm. Rüyada Ebu Hureyre'nin Resulullah'tan (s.a.v.) rivayet ettiği şu hadisi okuyordum: 'Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, hatta Yahudi taşların, ağaçların arkasına saklanacak, taş ve ağaç, ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, işte bir Yahudi arkama saklanmış, gel onu öldür. Garkad isimli ağaç hariç, o Yahudi ağacıdır.
Yine Abdullah b. Havale'nin Resulullah'tan rivayet ettiği şu hadisi okuyordum: 'Ordular göreceksiniz, bir ordu Şam'da, bir ordu Irak'ta, bir ordu da Yemen'de. Abdullah der ki: Kalktım ve