Puan vermedi·240 syf.····Okunma: 11 Nisan 2025 22:09 Bu kitabın atmosferi, baş karakteri ve mekanı bana çokça “Akşamlar Rahatsız Edicidir” romanını anımsattı. Ortabatı’da, şehir merkezlerine epey uzak, iklim koşullarının sert olduğu bir kasabada, on dört yaşındaki Madeline’in tanık olduğu iki büyük olay ekseninde şekilleniyor kurgu. Madeline, çok yalnız bir genç kız. Eski bir komünde, anne ve babasıyla yaşıyor ancak her ikisiyle de oldukça mesafeli ve soğuk bir ilişkisi var; öyle ki aralarında herhangi elle tutulur bir sorun olmamasına rağmen, onların gerçek anne babası olup olmadığını sorguluyor ya da çocuklarından ziyade üvey kardeşleri gibi hissediyor. Okulda da ‘popüler’ gruplardan değil ve pek arkadaşı yok. Kısacası, kendini, hayatı ve büyümeyi keşfinde doğayla iç içe ama toplumdan soyutlanmış ve çok yalnız. Bir gün tarih öğretmeninin ani ölümü üzerine okuluna yeni bir öğretmen atanıyor. Bundan kısa bir süre sonra da evlerinin önündeki gölün karşı kıyısına küçük bir çocukları olan genç bir çift taşınıyor. İşte bu yeni gelenlerle yaşanan iki trajik olay (biri bir filmi diğeri ise başka bir kitabı çok anımsatıyor), Madeline’in hayatında önemli izler bırakıyor ve otuz yedi yaşındayken dönüp on dört yaşında bu tanık olduklarını anlatmasını okuyoruz.
İki olaydan birini yazar en baştan açık açık söylüyor ancak nedenini, nasılını merak ederek okuyorsunuz. Zaten bu merak duygusu kitabı hızlı okutan. Diğer olayın aslı ve her ikisinin nereye bağlanacağı da bir diğer merak konusu. Biraz İskandinav tarzı, tekinsiz atmosferi ve puslu anlatımıyla insanın okurken nasıl olduğunu anlamadan kapılıp gittiği romanlardan birisi “Kurtların Tarihi”.
‘Düşündüklerimizden dolayı mı suçlu sayılırız yaptıklarımızdan dolayı mı?’ sorusuyla hatırlayacağım bu kitabı. Dini fanatizm unsuru da başka bir boyut katmış meseleye. Bir başyapıt mı, değil; ama sorguladıklarını, bunların ruhuna çok uygun düşen atmosferini, karakterlerini ve tüm bu tekinsizliği destekleyen üslup ve anlatımını beğendim.