“Günebakan” (Macarca adıyla Napraforgó) adlı eseri, Macar edebiyatının önemli yapıtlarından biridir.
Kitaba başlamadan 36 sayfalık bir başlangıç yapıyoruz. Yazar ve hayatı hakkında resimler ve bilgilerle tanıma fırsatı bulduktan sonra 11 bölüme başlıklar halinde ayrılmış şekilde okuyoruz.
Yayınevinden Macar edebiyatına dair bu alanda okuduğum 3. kitabı olmasıyla birlikte yine ilk başlarda biraz anlamakta zorluk çekme sebebim ;Krúdy'nin bilinç akışı tekniğine yakın bir anlatımı varolmasından kaynaklanıyor. Yazarın olaylar ve düşünceleri, karakterlerin zihninden süzülerek, doğrusal bir zaman çizgisinden bağımsız bir şekilde aktama durumu, biz okuyucuları karakterlerin karmaşık iç dünyalarına daha derinlemesine nüfuz etmesini sağlamasından dolayı olabilir.
Romana gelirsek Budapeşte'den taşraya dönen hanımefendi Evelin ve arkadaşı Malvina'nın hikayesine dahil olmamızla 1980 li yıllara zamanda yolculuk yapıyoruz adeta. Bu yolculuk sırasında geçmişle, aşkla ve efsanelerle iç içe geçen olaylar yaşanır. Ancak, Krúdy'nin anlatım tarzı nedeniyle, olaylar çoğu zaman dolaylı bir şekilde ve karakterlerin perspektifinden aktarılır.
Yani Evelin'in dilinden "Günebakan" kitabı :
"Budapeşte'nin karmaşasından uzaklaşmak, o tanıdık, hüzünlü taşra atmosferine geri dönmek... Bu yolculuk benim için bir kaçış mıydı, yoksa geçmişe doğru bir çağrı mı, tam olarak kestiremiyordum. Malvina ile birlikte çıktığımız bu yolculuk, sanki zamanın yavaşladığı, anıların daha canlı hale geldiği bir rüyaydı."
Günebakan tarlaları başta olmak üzere, taşra doğasının detaylı ve etkileyici betimlemeleri romanın önemli bir parçasıdır. Bu betimlemeler, karakterlerin ruh halleriyle paralellik gösterirken aslında olaylardan ziyade, karakterlerin içsel duygusal durumları, melankoli, hüzün, özlem gibi hisler ön plandadır.