Bazı kitaplar vardır, okurken satırlarda sadece karakterleri değil, kendini de ararsın. Madam Bovary benim için tam olarak böyle bir romandı.
Emma’nın hayata ve aşka yüklediği anlamlar, belki de bizim toplumumuzda hâlâ yaşayan “mutlu olma takıntısı”nın bir yansıması gibiydi. Flaubert, Emma’nın yalnızca düşleyen değil, düşlerinde boğulan bir kadın oluşunu öyle gerçekçi, öyle sade bir dille anlatmış ki… Onun yaşadığı hayal kırıklıkları bana, beklentilerin hayattan büyük olmasının bedelini düşündürdü.
Roman boyunca Emma’ya zaman zaman kızdım, zaman zaman üzüldüm; ama en çok da anladım. Çünkü her kadın biraz Emma olabilir. Ve her hayal, biraz geç kalınmış bir yüzleşmeye dönüşebilir.