·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Şubat 2024 09:01 “Hayat sadece yaşanmaz, aynı zamanda hatırlanır. Ve hafıza, en büyük hikâye yazarımızdır.”
Julian Barnes bu kısa ama yoğun romanında, belleğin güvenilmezliğini ve geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğini ustalıkla işliyor. Romanın anlatıcısı Tony Webster, geçmişini sakin ve sıradan bir yaşamın parçası olarak hatırlarken, yıllar sonra ortaya çıkan bir miras ve eski bir mektup tüm bu “anıların” altını üstüne getiriyor.
Barnes, zaman, suçluluk, pişmanlık ve insanın kendini kandırma biçimlerine dair katman katman açılan bir anlatı sunuyor. Kitabın dili sade ama her cümlede ağırlığını hissettiren bir derinlik var. Özellikle finaliyle okuru ters köşe yaparken, geriye dönüp tekrar bakma isteği uyandırıyor.
Tony’nin kendisiyle ve geçmişiyle yüzleşmesi aslında okurun da kendi hayatına, hatıralarına ve seçimlerine dönüp bakmasına neden oluyor. Ne kadar hatırlıyoruz? Ne kadarını unutmak istedik? Ya da belki hiç bilmediklerimiz?
Zekice yazılmış, incelikli ve sorgulatıcı bir roman arayanlara birebir. Julian Barnes, az kelimeyle çok şey anlatabilen nadir yazarlardan biri.