Tolstoy benim bu yıl kitaplarını bırakamadığım tonton dede. :)
Bu kadar büyük bir edebiyat eseri için inceleme yazmıyorum sadece karakterler hakkında konuşmak istediğim için fikirlerimi yazıyorum. Savaş ve Barış kitabında olduğu gibi okumaya başladığımdan beri karakterlerle kafamda yaşıyorum. Hemen başka kitaba geçtim ama yine de Levin, Anna, Alexsey, Vronsky... hepsiyle muhakeme içindeyim. 2012 yapımı Keira nin oynadığı filmi izledim şimdi de hayal kırıklığı resmen. Yönetmen adini bilmediğim sahneleri tiyatrodaymışız hissi veren bir şekilde değiştiren bir teknik kullanmış hikaye ile dalga geçiyor hissi yaşadım. Levin şuan platonik aşkım filmdeki Levin ile kitaptaki ne alaka. Neyse kitaba döneyim.
Tolstoy bu hikayeyi bir komşusunun hayatından esinlenmiş bir yazıda okudum. Toplumsal ahlak kuralları ile ilgili ne düşündüğünü aslında biliyoruz bence kendisi dini düşünceleri ağır basan ve bunun yanında insanı çok iyi tanıyan ve politika felsefe gibi pek çok alana hakim bir usta yazar. Bu kitapta da Anna üzerinden kadını ve kadının toplumda ahlaksal değerini anlatirken aslında kitabın yarısını oluşturan Levin ile Nehudovda olduğu gibi ahlaki anlamda bir idealize edilmiş erkek karakteri anlatıyor.
Anna nin kocası Alexey için kitabı okurken hiç bir şey düşünüp hissetmedim aslında. İyi bir Hristiyan öbür yanağını çevirir bana anlamlı gelmedi burada peygamber misin mübarek hiç mi bir şey hissetmedin. Yazar burda karakteri yüceltiyor mu yeriyor mu ikilemde kaldım.
Anna yi kulaktan dolma söyle sanıyordum, sevilmeyen zorla evlendirilmis zor şartlar altında bırakılmış ve kadınca istekleri olan bir mağdurdu. Ancak kitabı okuyunca Anna beni rahatsız etti. Pek çok edebiyatçı yazar ya da okur Anna yi anladığını ya da onun kadinlari yansıttığını söylüyor olabilir, karakter histerik, kıskanç, hayatta kendi mutluluğu dışında bir şeyi umursamayan bir carpediemci-ki Tolstoydu sanırım kendi mutluluğun dışında bir şey düşünmeyen kötüdür diye- ve kadınları temsil ettiğini, kadınların toplamı olduğunu kesinlikle reddediyorum. Bir kadın aşktan ve mutluluktan başka amaçlar için de yaşar ve her kadın histerik değildir. Burada Anna sürekli güzelliğiyle zikrediliyor bir kaç yerde zekasına övgü yapılsa da Tolstoy bana kalırsa güzel bir kadının dürtülerine yenik düşmesinin daha realist olduğunu düşünüyordu. Ne istediğini bilmemesi beni çileden çıkarttı. Vronsky için aşk aşk aşk diye inlese de ona aşık değildi. İlgi manyağı olarak tasvir edilen karakterin kocası da ona ilgi sevgi gösterse aynı olacaktı. Burada Anna kendi duygularının değil ihtiraslarinin kurbanı oluyor. Toplumda kabul edilmeyen kötü kadın olması ve erkeğe bir şey olmaması hatta kahraman olması bize herseyi özetliyor aslında. İntihar mevzusu da kadının başka türlü bu ahlaksızlığı? temizleyememesj gibi bir msj içeriyorsa üzdü Tolstoy. Anna yi sevmedim. Sadece aldatma ile ilgili değil bir kadın karakter olarak sevmedim.
Vronsky i Anna dan daha çok sevdim aslında. Uçarı, çapkın ahlaksız olarak tasvir edilse de hayatını feda edip Anna nin arkasından gitmesi bence aşık olduğu içindi. Yazar resmen aşık değildi elde ettikten sonra bitmişti diyor ama bu düzlemde onun aşkı bana Anna ninkinden daha doğru geldi. Sosyete, nezaket, kurallar gibi katı dünyayı eleştirmek için kullanılmış güzel bir örnek ama ben her an için şimdi terk edecek dediğim halde kitabın sonuna kadar Anna ya destek olduğunu düşünüyorum. İntihar sonrası ruhani hali de bana inandırıcı geldi. Sadece yapılan her şeyde yaşanan ilişkide onun değil de kadının suclanmasi haksızlık diye düşündüm ama Vronsky bekardi ve kendi açısından bir sorun yoktu aslında. Yazarın da bu karakteri sevdiğini düşündüm ben. Pek çok yerde aksini yazsa da :)))
Ayrıca kitapta bu büyük aşkın cinsel yönüne hiç bir vurgu yapmayarak böyle bir sahne eklemeyen yazarın bu konuda aşklarını bedeni düşünmememizi mi istiyor yoksa o dönemde kabul mu edilmezdi bilmiyorum. Eğer aşklarına kutsilik katarak zaten kabul edilmeyen bir birliktelikleri olduğu için durumu alçaltmak mi istemedi?
Ve Levincigim üzümlü kekim :)
Köye olan aşkı ve sonunda yazarın gazabına uğrayıp dinde huzuru bulması dışında harika bir karakterdi. Sağol Tolstoy asla mükemmel kadın yapma hep erkek olsun. :) Levin in açık sozlulugu, başına buyruk tavrı, ahlaki ve düşünsel dünyası harikuladeydi. Prensi evden kovduğu yere bayıldım:))
Yalnız yine tarafsız bakmayacağım Kiti ye olan aşkının kızın güzelliği dışında bir meziyetine olmaması beni rahatsız etse de bu dünya düzeni ve yazarımız da bunu bağrına basmış. Bir yerde neden kitap okuma, müzik ya da hayatla ilgili bir şeyler düşünmüyor diye merak eden Levin orada beni kalbimden vurdun canım. Neyse tabi uysal bir ev kedisi yani kadını olan Kitimiz de iyi bir eş ve iyi bir anne. Burada aklıma Tarkovsky geliyor. O da kadın benim filmlerimde sadece erkek dolayısıyla vardır. Sadece doğum yapan anaç erkeğin dünyasına küçük bir dokunuş diyen yönetmenimiz. Ruslar siz herkesin düşündüğü şeyi en azından ortaya koyuyorsunuz. Ne diyim.
Levin in hayatla olan mücadelesi ve varolusla ilgili sancıları yazarın da sancılarıydi bana kalırsa. Dinsiz olan Levin varlığının anlamini arıyor ve hatta var olmamasinin bir anlamı olmadığını düşünerek İntihar bile düşünüyor. Derin bir karakter olması baştan beri beni etkilese de sonunda dinde gerçeği bulması, asıl gerçeği bulamayacagimiz bizim kafamızın basmayacağı yönündeki sonucu beni üzse de Tolstoy un dunya görüşüne asinayiz. Nehudovda da aynısı olmuştu.
Aslında kitapta daha derin bir insan çözümlemesi beklemiştim onun yerine bir toplumla karsilastigimi hissediyorum. Bizim sizin toplumunuzla. Ivan iIlyicte de bu toplum vardı. Birey var her yazında evet ama nedense daha yoğun bunu hissettim ben. Bir sürü tezde Tolstoy un Anna ya ne anlamlar yüklediği yaziyordur ama Savaş ve Barış taki kadar net bir konu değil bu. Bu hele ki içine aşk meşk girince tamamen subjektif bir konu haline geliyor. O yüzden ağzıma geleni söyledim canım Tolstoy tonton dedemiz kızma ;)))