·60 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Nisan 2025 09:02 Bu minik hikaye bana masal okumayı ne kadar da özlediğimi hatırlattı. Bir adam bir gün bir kralın sarayına gidip kapısını çalıyor ve bilinmeyen bir adayı bulmak için bir tekne istiyor, olaylar öylece gelişiyor.
Ah Saramago! Dedim içimden. “Yine yapmışsın yapacağını. Üç beş satırın içine bir dünya sığdırmış, alın ne anlıyorsanız anlayın deyip kafamıza atmış, çekip gitmişsin. Şimdi biz bu hikayeden ne anlamalıyız? Her şeyimizi kenara bırakıp, modern zamanların deyimiyle konfor alanımızdan çıkıp, kendimizi yollara vurup içimizdeki boşluğu dolduracak şeyin peşine mi düşmeliyiz? Yoksa aradığımız şey zaten yanı başımızda da, gözünü aç çevrene bak mı diyorsun? Her şeye rağmen maceraya atılabilme cesaretini gösterebilmenin hikayesi mi bu? Anlamsız gibi görünmesine rağmen hayallerin için bir kralın kapısını çalabilme cesaretini gösterme, bir daha geri dönemeyeceğini bildiğin karar kapısından çıkma cesaretini gösterme veya her ne olursa olsun -içimizde veya dışarda- yolda olma cesaretini gösterme.”
Bu düşüncelerle okudum kitabı. Bir bahar sabahı yüzüme vuran ılık bir esinti gibiydi. Bir saatte okudum ama saatlerce düşündüm üzerine. Mesela şu sözü;
“Bilmiyor musun ki, kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin.”
Ya da şunu;
“işte kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır, omuzumuza dokunmak için elini çoktan ileri doğru uzatmıştır, bizlerse hala, geçti gitti, gösteri bitti, yine aynı hikaye, diye homurdanıp dururuz.”
Veya bunu;
“Beğenmek sahip olmanın en iyi şekli, sahip olmaksa beğenmenin en kötü şekli olsa gerek.”
En çok da bunu;
“Bu kapı kararlar kapısıymış ve nadiren kullanılırmış, ama bir kez kullanıldı mı geri dönüşü olmazmış.”
Alberto Manguel der ki; “Bir kitabın bir yerlerine gömülü üç beş söz olur, o kitap bu sözler için yazılmıştır aslında.” Sanırım bu kitap da bu sözler için yazılmıştı.
Kısa ama çokça düşündüren bir hikaye. Hem eski bir masal hem de bir o kadar bugüne ait. Çok sevdim çok çok çok…