Can Kozanoğlu, Cilalı İmaj Devri, Pop Çağı Ateşi, İnternet Dolunay Cemaat ve Yeni Şehir Notları’nda 1990’lar Türkiye’sini anlatırken geleceğe de atıfta bulunan öngörülerini paylaşmıştır. Sosyolog ve gazeteci kimliği ile günümüzde bu öngörülerin ne kadar karşılık bulduğu Bıçkın ve Ağlak adlı kitapta cevap buluyor. Can Kozanoğlu’nun uzun yıllar toparlayamadığı kitap Mirgün Cabas’ın soruları ile nihayete eriyor.
İki sıkı dostun ve en önemlisi iki yakın meslektaşın birbirini çok iyi tanıması nedeniyle oldukça filtresiz bir o kadar kontrollü bir sohbetine tanıklık ettim. Bilemiyorum belki kitap 2018 yılında çıktığı için böyle hissetmiş olabilirim 2025 yılı okuması yapınca haliyle Türkiye’de çok şey değişti ve ister istemez daha sert değerlendirmeler bekledim tabi bu tamamen okuma zamanlamamdan kaynaklı.
Kitap Can Kozanoğlu’nun çocukluğu, gençlik yılları, yaşadığı coğrafya dinamikleri, aile yaşantısı eğitimi, mesleki yolculuğu üzerine bilgiler edinerek başlıyor. Gazetecilik ve sosyoloji bir araya gelince farklı boyutlarda Türkiye’nin gelişimi üzerine bilmediğiniz yeni şeyler öğreniyor farklı pencerelerden bakabiliyorsunuz. 1980’ler ve 70’lerin etkisi, siyasi partilerin yolculuğu, sosyal demokratlar, liberaller, mafya siyasi ilişkileri, AKP dönemi ve İslam, Gezi Direnişi, 15 Temmuz Darbesi, Fetullah Gülen Cemaati, Kürt Siyaseti gibi önemli başlıklar ne çok bilmediğim şey varmış dedirtiyor.91 doğumlu biri olarak çok genel geçer duyup bildiğim konular hakkında altını doldurabileceğim çokça nitelikli bilgi edinmiş oldum. Bu dönemeçler toplumun niteliği ile çok yakından ilgili tabi ki ve bu nedenle kitapta Türkiye tarihi, müziğin sosyolojik kırılımları. Kitle kültürü, popüler kültür, sosyal medya, teknoloji, gösteri toplumu, eğitim öğretim şekillenmesi gibi birçok konu hakkında zevkle ve ilgiyle bir okuma gerçekleştireceğinize eminim.
Kitapta Mirgün Cabas ’ın Can Kozanoğlu’na sorduğu son soru "Türkiye’den umutlu musunuz?” sorusu idi. 2025 yılı itibariyle bu soruya 2018’de verdiği gibi ılımlı bir cevap verebilir miydi? Merak ediyorum. Malum yıllardır demokrasicilik adı altında otokratik bir yönetim anlayışı çerçevesinde yaşıyoruz.
Kısaca okuyun, okutun derim. Her sayfası dolu, dolu olan sıkılmadan tarihe yolculuk yapacağınız harika bir söyleşi. Ayrıca bu kitap sayesinde söyleşi sevdiğimi fark ettim.