·655 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Nisan 2025 10:25 Bazen sevgi, boynumuza geçirilen bir ilmekten farksızdır. Bu ilmeği atan kişi, nereye isterse oraya çeker sevdiğini. Korur kollar, sözleriyle sarıp sarmalar. Bu biricikliğin lütfuna sığınır, biraz uzaklaşacak olsa, nefes dahi alamaz, aldırmaz.
Yirminci yüzyilin Ingiliz yazarları içinde adı en çok anılan, edebî ününü Oğullar ve Sevgililer'den alan D.H Lawrence, kullandığı otobiyografik ögelerle dikkat çekiyor. Getrude ve Walter Morel'i annesi ve babası olarak, kendisini ise Paul olarak tanıtıyor okura.
Baba maden isçisi. Anneye gelecek olursak, oğluna olan bağımlılığını ne kadar anlatsak az, ikisi de memnun. Duygular karşılıklı. Öyle ki artık, Paul gibi bir evlat, bu türden bir anne-oğul ilişkisi her eve lazım raddesine geliyoruz. Fakat zamanın tik taklari işitilir; oğul, çocukluktan çıkıp gençliğe adım atarken anne yaşlılığa koşar. İşler umduğumuz gibi gitse keşke hep.
Annesinin kuzusuna, iş hayatına atıldıktan sonra yeni güncellemeler gelir. Kararsız halleri, kızlara takındığı o kibirli, alayli tavırları... 'ama onu da seviyorum onu da’ları... sanki her hoşlandığı kız ona annelik yapmak zorundaymış gibi.. ay zerre üzülmedim başına gelenlere. Hak ettin diyesi geliyor insanın.
Hele Miriam. Sinsi sabrıyla husu içinde bekleyişi... gamlı baykuşum. Hepsi kendi içinde ayrı bir vaka karakterlerimizin.
Kendisine çizilen o çemberin içinden bir türlü çıkmama hali aslında bu sancıların sebebi. Öyle ki Paul, ancak annesi öldüğünde iç huzura kavuşacağını düşünür hale geliyor.
'..bütün sorun anlaşılmamış olmak degil, yaşadığından emin olmak sorunu'.
Özetle, her çelişkiyi, ikilemi, belirsizlikleri iliklere kadar hissettiren bu kitabi sevdim. Lawrence'dan ilk okudugum kitaptı. Son olmayacak.