75. Yaştan Hayata Kurgusal Bir Bakış
7/10
·472 syf.··
2025 11. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2025 01:34
Ian McEwan'ın "Dersler" romanını okurken yazarın önceki eserlerinden taşıdığım beklentilerle yola çıktım fakat aradığımı bulamadım. McEwan denince aklıma gelen keskin ahlaki ikilemler, sürprizli olay örgüleri ve ters köşe anlar bu romanda neredeyse hiç yoktu. İlk 300 sayfa boyunca merakımı ayakta tutan bazı gizemli detaylar vardı, ancak ilerledikçe bu detayların büyük bir dönüş noktası değil, daha çok içsel bir sindirme sürecine hizmet ettiğini fark ettim. Kitapla ilgili en büyük hayal kırıklığım da burada başladı: geçmişte yaşanan ağır olayların, özellikle de istismarın, belirgin bir yüzleşme ya da adalet arayışı olmaksızın yalnızca kabullenilmesi. Kitabın ilerleyen bölümlerinde anlatı, yaşlılık dönemine giren bir adamın hafıza defteri gibi düz ve sakin bir çizgide ilerliyor. Roland karakteri üzerinden işlenen bu "yaşlanarak kabullenme" hali, yazarın kendi 75 yaş bakışını bire bir yansıtıyor gibi. Tarihsel olaylar (Berlin Duvarı, Brexit, pandemi, Çernobil, Thatcher dönemi...) romanın omurgasına öylece serpiştirilmiş ki, özellikle günümüzün siyasi gerilimleriyle dolu ruh hâlinde okuyan birini bunaltacak kadar yoğun ve boğucu hissettirebiliyor. Yazarın bilinç akışı tekniğine sıkça başvurması da okuma deneyimini benim için daha yorucu hale getirdi. Örnek olarak polisin istismar konusuyla bağlantılı olarak Roland'ı aradığı sahneden bahsedebilirim. Burada Roland polisin oğluyla ilgili kötü bir haber vereceğini düşünüp korku yaşıyor ve tam o anda okuyucu ne olacağını öğrenmek yerine kuantum fiziğinden Schrödinger'in kedisini okumaya başlıyor. İki sayfa boyunca aklınız telefonda fizik anlatımı okuyorsunuz. Bu tür akışlar benim için hem anlatının tonunu bozdu hem de beni metinden kopardı. Kadın karakter Alissa'nın temsili ise roman boyunca beni ciddi biçimde rahatsız etti. Roland ile yüzleşmelerine kadar onun iç dünyasına hiç erişemiyoruz. Konuştuğunda ise büyük ölçüde pişman, suçlu, hatta yer yer kendini cezalandıran bir tonda yazılmış. Yıllar sonra yaptığı açıklamalar neredeyse Roland’ı haklı çıkarır biçimde. Eşini terk etmesinin nedenleri öylesine "hafif" gerekçelerle sunuluyor ki—konuşularak halletmenin denenebileceği sorunlar—okuyucuda kadının iletişim kurmayı bile denemediği, yani hatanın onda olduğu algısı doğuyor. Üstelik McEwan tüm bunları açık bir yargıyla yapmıyor. Asıl rahatsız edici olan, anlatının duygusal merkezini Roland’a vererek, okuru bilinçli biçimde onun tarafına çekmesi. Alissa’yı ise ancak sonunda konuşma hakkı verilen, ama o konuşmada da pişmanlıkla sınırlı bırakılan bir figür hâline getiriyor. Bu da onun gitme eylemini güçlü bir özgürlük tercihi olmaktan çıkarıp kişisel zayıflığın bir göstergesi gibi algılatıyor. Yani yazar karakteri yargılamıyor gibi görünürken, aslında okuru duygusal olarak bir pozisyona çekiyor. Bu, çok daha etkili ve fark edilmesi zor bir ideolojik yönlendirme biçimi. Final sahnesi ise bu düşünsel çerçevenin tamamlandığı yer. Roland, Alissa’ya bakıyor ve "onun en çok sevdiği adamın kendisi olduğu" düşüncesiyle avunuyor. Alissa yalnız, pişman, üretkenliğiyle bile tatmin olmamış, toplum dışına itilmiş bir kadın olarak çiziliyor. Roland ise ailesi, arkadaşları ve kabullenişiyle daha "mutlu". Bu, kadının özgürlük arayışını yalnızlıkla cezalandıran, erkeğin duygusal sabrını ödüllendiren bir anlatı kurgusu yaratıyor. "Dersler", geçmişle hesaplaşmak isteyen bir adamın iç yolculuğu gibi sunulsa da, özellikle kadın özgürlüğü ve çocuk istismarı gibi konularda yaptığı anlatısal tercihlerle beni yer yer öfkelendirdi. Yazarın geçmişe karşı şefkatli yaklaşımı Roland için insani olabilir ama istismar ve terk edilme gibi konularda daha açık bir etik tavır beklemek hakkımız. Bu roman, duygusal olarak güçlü ama ideolojik olarak sorunlu bir metin. Kitapta hayatın tamamen politik olduğunun belirtilmesi güzel ve tamamen katıldığım noktalardan biriydi. Yaşadığımız ülkenin, toplumuzdaki sosyal, ekonomik, siyasal sorunların tamamının hayatımızın akışını ve seçimlerimizi derinden etkilediğini görebiliyoruz. Bunun dışında yaşlılık konusunda deneyim aktarımı bu alanda bilgi toplamak, bu duyguyu anlamak isteyenler için faydalı bir çerçeve sunuyor. Özellikle ölümün karşılanma şekli ile ilgili sunulan akış bizim ülkemizde hiç karşılığı olmayan fakat keşke biz de böyle olsaydık dedirten bir tondaydı. Bu kısım hayatım boyunca aklımda kalacak değerli bir düşünceyi taşıyor. Yazarın hayatının son yıllarında hayatını, düşüncelerini ve deneyimlerini bu şekilde aktarmasına da ayrıca saygı duyuyorum. Biz 30 yaşımızda bazen zihnimizde düşüncelerimizi toplayamazken bu kadar ileri yaşlarda böyle detaylı üretimler yapmak çok büyük sabır ve emek gerektiriyor olmalı diye düşünüyorum. Zorlu bir okuma oldu ama yinede pişman değilim :) Son olarak merak edenler için ekleyeyim. Kitabın otobiyografik noktaları şunlar; -Roland da Ian McEwan gibi 1948 doğumlu. -McEwan da çocukken yatılı okula verilmiş, annesi tarafından duygusal anlamda ihmal edilmiş biri. -Kendi çocuklarına dair velayet mücadelesi vermiş. -Annesinin savaş döneminde evlatlık verdiği kardeşini yıllar sonra öğrenmiş. -Roland’ın ailesindeki sırlar, çocukluğundaki yalnızlık ve büyük tarihsel olaylar karşısında savrulmuşluğu, yazarın kendi geçmişiyle örtüşüyor.
1000k
DerslerIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 2023217 okunma
··
167 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Müthiş bir inceleme olmuş 😻
Şeyda
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim 🙏 😍