·544 syf.····Okunma: 15 Nisan 2025 20:22 Romanı ilk olarak bir televizyon dizisi olarak izlediğim için, zihnimde kolaylıkla şekil aldı. Yazar, oldukça sade ve akıcı bir dille merak uyandıran bir eser kaleme almış.
Feride, küçük yaşta annesini kaybeder. Babası süvari binbaşı olduğu için, görevleri gereği onunla ilgilenemez ve Feride’yi anneannesine emanet eder. Ancak anneannesi de kısa bir süre sonra vefat eder. Bunun üzerine Feride, babası tarafından Fransız mektebine yatılı olarak verilir. Feride’nin hayatında kayıplar ardı ardına gelir; bir süre sonra babasını da kaybeder.
Feride, tatillerini ve hafta sonlarını teyzesinin köşkünde geçirir. Okulda yerinde duramayan, yaramazlıklarıyla tanınan bir çocuktur. Ağaçların dallarında gezindiği için arkadaşları ona “Çalıkuşu” adını takar. Zamanla bu lakap o kadar benimsenir ki, onu tanıyan herkes Feride yerine “Çalıkuşu” diye seslenir.
Feride’nin bir de kuzeni Kâmran vardır. Başlangıçta pek anlaşamazlar, sürekli birbirleriyle didişirler. Ancak bu tatlı atışmalar zamanla yerini derin bir sevgiye bırakır. Fakat Feride, düğün öncesi aldığı bir haberle sarsılır. İçinde dinmeyen bir kırgınlık oluşur ve bu kırgınlık, onu evi terk etmeye iter. İçinde kopan fırtınalar, Feride’yi Anadolu’nun en ücra köşelerine sürükler. Öğretmenlik yapmaya başlar ve gittiği her yerde çeşitli zorluklarla karşılaşır. Bazı köylerde hoş olmayan davranışlara maruz kalır. Kitabı okurken bu bölümler beni fazlasıyla gerdi.
Kâmran’ın Feride’ye olan aşkı hiç bitmemiştir. Onun da başından bazı talihsizlikler geçer. Bir gün tesadüf eseri Feride’nin yazdığı günlüğü eline geçirir. Günlükten bahsetmeyeceğim; merak edenlerin okuyarak keşfetmesini tavsiye ederim.
Bu roman, aynı zamanda dönemin sosyal ve ahlaki sorunlarına da değinmektedir. Feride’nin her türlü baskıya rağmen gösterdiği dik duruş, bana büyük bir hayranlık uyandırdı. Okumanızı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar dilerim!