368 syf.
·Beğendi·7/10
Nesil yayınlarından çıkan Semra Eminel’in kaleme aldığı “Kurtulan” gerçek bir hayat hikayesin den esinlenilerek kurgulanmış, özellikle maceraperestlerin hayli sevebileceği değişik diyebileceğimiz türden özgün bir roman.
Romanımızın karakteri Mrs. Naciye; kendisi uluslararası bir şirketin endüstri ajanı olarak çıkıyor karşımıza, hiç beklemediği bir zamanda kendini bu şirketin önemli bir çalışanı pozisyonunda buluyor, her ne kadar ilk başlar da kendini oldukça hafife alıp sadece yönetici asistanı olarak sınıflandırmış olsa da sonradan durumlar değişir ve o da bu değişime elinde olmasa da uyum sağlıyor.
Çünkü bu işin onun kendisini keşfetmesini sağlayacağını ve içinde bulunduğu durumun tek kurtarıcısı olduğunu düşünüyor. Başlarda gerçekten de böyle oluyor, istediği lüks bir hayat ve gezginler gibi dünyayı dolaşmak olsa da sonradan bu durum onu hayli sıkıyor ve her fırsatta kendini sorgulamasına sebep oluyor.
Eğer sizde gidemediğiniz ülkeleri ve onlar hakkında ki bilinmesi gereken detayları merak ediyorsanız çok şanslısınız, zira Mrs. Naciye ile Hindistan, Güney Afrika, Almanya, İskoçya, Dubai gibi bir çok ülkenin bilinmeyen yanlarını ve iş sektörünün nasıl işlediğini size detaylarıyla aktarıyor bu kitap.
Naciye’nin enteresan kişiliği sayesinde tüm maceralardan geçerken an geliyor kahkaha atıyorsunuz an geliyor onunla birlikte hüzne boğuluyorsunuz. Çünkü Naciye, gerçekte kendini arayan aslında çok duygusal olan bakıldığında ise hayli güçlü bir portre çizen bir Türk kızı.
Asıl aradığı ise yıllardır aslında varlığını kabul edip inandığı ve yarattığı şahane dünya için kendisine içten içe hayranlık duyduğu ama gönderdiği ya da insanlar için kurallar koyduğuna inandığı dinlerden hiçbirini kabul etmiyor, yani bugünkü tanımıyla kendisine “deist” diye tanımlıyor.
Tüm bu olayların akışında onunla diyalog halinde aslında, özellikle kendi kendine kaldığında onunla kendince konuşması, onun varlığını ispatlamasını istemesi ve sürekli ondan yardım beklentisi inanmaya ne kadar aç olduğunun bir göstergesi ve her gittiği ülke de bütün tanıdığı insanlara önce tanrıya olan inancını sorup sonra inandığı dini anlatmalarını istemesi kitapta geçen şu sözün altını çizdirtti diyebilirim; ”Ne demişti; Bulanlar, ancak arayanlardır.”
İlk defa böyle bir şirkette çalışıyor olması ve iş tanımının birden bire değişmesiyle Naciye oldukça hareketli bir dönem geçiriyor, bunun yanında ailesiyle yaşadığı huzursuzluk onu bu işe daha da çok bağlıyor, bir çok insan tanıyor ve çok fazla seyahat ediyor, tüm bunlara bedeni zaman zaman reaksiyon gösterse de Naciye bunun da üstesinden gelmeyi başarıyor. Ama bir müddet sonra işler hiçte umduğu gibi gitmiyor ve gördükleri, yaşadıkları ağır gelmeye başlıyor psikolojisine. İş hayatının bütün entrikalarıyla yüzleşiyor ama aynı zamanda aldığı eğitimler sayesinde hayata olan bakış açısı da değişiyor. Bir çok konuda kendini eğiten, geliştiren Naciye, en son tarih öğrenmek için gittiği İskoçya’da ki eğitimin de tarih öğretmeni David’de şu ana dek aklına takılan cevapsız kalan bütün soruların yanıtlarını buluyor.
David o kadar bilgi doludur ki yürüyen bir kütüphane edasıyla merak ettiği bir çok konuda aydınlatır Naciye’yi, benim de bilmediğim bir çok detayı öğrendiğim ve özellikle altını çizdiğim sizinle de paylaşmak istediğim şu satırlar hafızama kazınanlardan.” Bu arada pas geçemeyelim, İngiltere’de II. Henry Dönemi çok önemli, ilk defa sahte para basılıyor ve kalpazanlık ortaya çıkıyor. II. Henry sağ eli bilekten kesme cezasını Müslümanlardan alıp getiriyor, aynı zamanda hırsızlık ve sahtekarlık yapan, başkalarının fikirlerini çalanların da sağ elleri kesiliyor. Bu da Doğu Roma İmparatorluğu’ndan İslamiyet’e geçen bir kanundur.”(syf.326)
David aynı zaman da bir Müslüman ve bunu içgüdüsel bir şekilde anlayan Naciye David’i bununla ilgili aydınlanmaya ihtiyacı olduğuna inandırıyor ve kuran la ilgili bilgi vermesini rica ediyor kendisinden. Duyduklarını ve öğrendiklerini bir öğrenci gibi kaydeden Naciye İslam’ı İskoçya’da sonradan Müslüman olmuş birinden öğreneceğini hayal bile edemezdi sanırım. Bu diyaloglardan en akılda kalıcı olansa şu paragraftı ve yine altını çizdiklerimdendi.” İslam’da Allah’la kul arasına değil hoca, hiç bir şey giremez. Allah’la insan arasına giren her şey şirk sayılıyor. Mal, evlat bile! Böyle şeylerden kurtulmak için dua var. ”Tüm bunlardan Allah’a sığındım” demen ve duaları okuman yeterli. Unutma, Allah sana şah damarından bile yakın. Etrafında 3 milyon boyutlu bir kamerayla senin en iç hislerine kadar gözlemliyor ve biliyor. Kıyamet günü de bunları sana gösterecek.” (syf.339)
Nitekim Naciye artık İslam’a ve Müslümanlığa olan bakış açısını tamamen değiştiriyor ve İstanbul’a döndükten sonra da yaşadığı onca olaydan sonra hala daha ona hediye edilen Arapça’ dan çevrilmiş kuranı okumadığını ve artık okumasının zamanı geldiğini idrak ediyor. Okudukça aydınlanıyor ve daha çok inanıyor ki kitabın sonunda ki şu bitiş paragrafı kitabın isminin de nerden geldiğini bize daha iyi özetliyor.” Ey zamanın, ışığın, hızın sahibi Rabbim, bana da böyle bir ilim ver. Bundan önce sözüne tenezzül etmediğim için beni affet, ben sadece bilmiyordum. Ey protonların, nötronların, elektronların yaratıcısı, bundan sonra sana söz, seni yani Kur’an-ı Kerim’i en doğru bir şekilde anlayıp hayatıma uygulayacağım, senin istediğin şekilde kulluk görevimi yerine getireceğim. Ben artık bir kurtulan olmak istiyorum. Affet beni Rabbim.” (syf.366)
Son olarak aslında hikayesinin yeni başladığını kitabın son sayfasına not düşen yazarımız sanırım devamının geleceği mesajını vermek istemiş okuyucusuna, kendi adıma sevindim bunu okuduğuma çünkü Naciye iflah olmaz bir maceraperest bir ruha sahip ve hikayesi gerçekten de okunmaya değer nitelikte!
Sizler de ülkeler arasında mekik dokumak ve bilmedikleriniz hakkın da fikir sahibi olmak isterseniz bir göz atmanızı öneririm, zira oldukça hayalperest olan ben çok sevdim bu romanı sizin de seveceğinizi düşünüyorum. Bir dahaki kitap yorumun da görüşmek üzere esen kalın sevgili kitapsever dostlar.. :)