Uzun zaman önce hangi tatil bile olduğunu hatırlamadığım bir tatilde bitirdiğim ama paylaşamadığım, okurken tüylerimi diken diken eden bir kitaptı Boyalı Kuş.
"Savaşın galibi yoktur aslında, kimi insanını kaybeder kimi insanlığını."
Kitap 6 yaşında bir çocuğun İkinci Dünya savaşı sırasında zarar görmemesi için bir köye yollanmasıyla başlıyor. Köyde yanında kaldığı kadın ölünce köy köy dolaşıp yanlarında kalacağı birilerini arar çocuk. Ancak çok ciddi bir sorun vardır ortada: Sarışın ve mavi gözlü köylülere zıt olarak çocuk siyah saçlı ve kara gözlüdür. Köylüler tarafından Yahudi veya çingene sanılmaktadır ve bu köylerde ikisi de sevilmez. Köylüler o kadar cahildir ki bu farklılık sebebiyle çocuğa büyücü derler, dışlarlar, hırpalarlar.
Ufacık bedeni ve çocuk aklıyla aslında kaldıramayacağı şeylere şahit olur roman boyunca çocuk. Hatta bazı yerlerde "yeter artık, daha kötüsü gelmesin." diye düşündüğüm noktada daha da beteri geldi. Özellikle çocuğun, bir adamın gözlerinin oyulduğunu ve yere düştüğünü gördükten sonra kaçarken eğildiğinde kendi gözleri düşmesin diye onları tutacak kadar saf olması kitabın en etkilendiğim bölümlerindendi.
Lekh isimli kuş satan adamın yanında yaşarken kitaba adını veren boyalı kuş olayını da anlatır. Rengarenk boyanan kuş türdeşlerinin yanına salınır ancak rengi sebebiyle dışlanır ve öldürülür. Kitap boyunca çocuk da öyledir aslında rengi sebebiyle dışlanır, dövülür, işkence görür, öldürülmek istenir.
Boyalı Kuş rahatsız edici ne varsa barındıran bir romandı: vampirler, büyücüler, Naziler, savaş, saldırgan köpekler... Çeviri harikaydı bence, dili çok etkileyiciydi.
Okurken Agata Kristof'un Büyük Defter kitabını anımsattı bu roman. Fazlasıyla iç karartıcı bir kitaptı, keyifle okudum diyemeyeceğim hatta -bence- okuması zor bir romandı. Okuyucunun vicdanında bir yara bırakıyor bittikten sonra. Özellikle savaş dönemi romanlarına ilginiz varsa okumalısınız mutlaka.
#boyalıkuş #kosinski #jerzykosinski #kitapönerisi