İki arkadaş var George çok zeki ve tıknaz Lennie aklı kıt ve iri. George lider, Lennie ise kalbi temiz ama yumuşak tüylü hayvanları, nesneleri eliyle okşamaya seven ve sonunda zarar veren dengesiz biri. Evsiz, ailesiz tarım işçileriler. Ortak hayalleri var; küçük bir arazi alıp, çiftlik kurmak ve kendi hayatlarının patronu olmak. Sonra sermayesi olan yaşlı biri daha katıyor bunlara. Para biriktirmek için bir çiftlikte çalışıyorlar. Çiftlikte birbirinden farklı karakterde çalışanlar var. Bunlar arasında geçen olaylar anlatılıyor kitapta. Kısa ama etkileyici bir roman. Hayaller, dostluklar, hayatlar...
Kitaptan bana kalanlar;
-Curley, ufak tefek adamların neredeyse hepsi gibidir işte. Onlar gibi, iri yarı adamlardan nefret eder.
-İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. Bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor.
-Crooks gururlu ve ciddi bir adam olduğundan odasını her zaman temiz ve kendisine göre derli toplu tutmaya özen gösterirdi. İnsanlarla arasında belli bir mesafe koyardı ve onlardan da bu mesafeye saygı göstermelerini beklerdi.
-Biri ötekine anlatıp durur, ötekinin duyup duymadığının ya da anlayıp anlamadığının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan konuşmaktır. Biriyle birlikte olmak.
-Kitaplar işe yaramıyor. İnsanın yanında olacak birine ihtiyacı var.
-Tembel bir öğleden sonrası…
-Kimi zaman olan o tuhaf şey yine oldu: her şey durdu, her zamankinden uzun süren çok durgun bir an yaşandı.
-Bir ay boyunca çalışıp elli dolarımı alacağım, sonra da pis bir genelevde bir gece geçireceğim. Ya da bir bilardo salonuna gider, gecenin geç saatlerine, herkes evine gidene kadar oyun oynarım. Sonra buraya dönüp bir ay daha çalışır, yeniden bir elli dolar daha kazanırım.
-Bizim gibilerin ailesi yoktur. Biraz paraları olduğunda hemen harcayıp bitirirler. Onları düşünen tek bir kişi bile yoktur bu dünyada.
-Nehrin karşı kıyısına bak, anlattığım yeri orada göreceksin şimdi. George titredi ve elindeki tabancaya baktı. Slim, George’u dirseğinden tuttu. Haydi kalk George. İkimiz gidip bir kadeh bir şey içelim. Carlson: bu ikisinin canı niye sıkkın, hiç anlamadım ben.