Gönderi

Puan vermedi·104 syf.··
2025 17. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2025 11:56
1500’lü yıllarda, Strassbourg’da bir yaz mevsimi. Halk yoksulluk ve yoksunluktan bitap düşmüş. Bu yoksulluk öyle bir raddeye ulaşmış ki insanlar bebeklerini, çocuklarını yemeye başlıyor. Buna vicdanı el vermeyenler ise bebeklerini akan sulara, kanallara bırakıyor. İşte böyle yapan genç bir anne, çektiği açlıktan emzirecek sütü olmadığı için bebeğini nehre bırakıyor. Yaşadığı büyük yıkım sebebiyle birden bir histeriye kapılıp dans etmeye başlıyor. Konuşmadan, hep aynı üzgün surat ifadesiyle günlerce dans ediyor. Görenler çok şaşkın, amacını, nedenini anlayamıyor. Sadece bu anne gibi bir hüzne, çıkmaza kapılanlar, içinde bulundukları duruma herhangi bir çözüm yolu bulamayıp gerçekten kafayı sıyırma raddesine gelenler anlıyor bu anneyi ve onlarda katılıyorlar farkında olmadan dansa. önce 3-5 kişiyle devam ediyorlar fakat şehri ağır ağır dolaşarak dans ederlerken sayı bir SÜRÜ diye nitelendirilebilecek seviyeye ulaşıyor. Kitle gittikçe büyüyor, dans ederken yaralananlar, ölenler ve yakınlarına ne olduğunu anlamaya çalışan insanlarla birlikte şehirde bir tuhaflık, salgın başlıyor. Benim kitaba dair en sevdiğim nokta, bu salgına, probleme yönetici sınıfın çözüm arayışı. Yazar bu konuyu gerçekten çok iyi nüktelerle işliyor. Bir tarafta Pozitif düşüncenin temsilcileri, SEÇİLMİŞ Belediye Başkanı ve onun Seçilmiş meclis üyeleri ile hekimler… Diğer tarafta ise Kilise, Başpiskopos, papazlar, keşişler ve çömezler… Tarafları görünce hikayenin geri kalanının işleyişini tahmin etmek az çok kolaylaşıyor. Endüljans ve pozitif düşünce başlıyor kapışmaya. Bir tarafta karısı için isyan ediyor bir adam: ‘’Zavallı karımın çağrısına kulaklarını tıkayan bütün zengin keşişlere lanet olsun! Cennetin kapısını güm güm vursalar bile Tanrı onları işitmeyecek!’’ Karşılığı bir papaz veriyor: ‘’Günahların mide bulandırıcı dansı!’’ ‘’Dans etmek bir çığlığı susturmak mı?’’ diyor bir hekim, Ve tekrar söze giriyor bir papaz: Her türlü bilginin iyi olduğunu söyleyen Aristoteles’in görüşüne itirazım var. Kavramayı istemek Tanrı’nın alanına küfür niteliğinde bir saldırıdır. ‘’... bu durum, dans salgını gibi acayip bir şekle bürünen aşırı sefaletten kaynaklanıyordur; ıstıraba gömülmüş şehrin dayanılmaz gerçekliğinden kaçmanın, hele de yoksul düşmüş halk için, tek yolu dans.’’ Tanrı ne verdiyse onunla yetinsinler. Strassbourg’un seçilmişi diyakozluğun seçilmişine soruyor: ‘’Papazlar şeytandan söz etmese nasıl geçinirlerdi acaba?’’ Hikaye dönüyor dolaşıyor ve Belediye Başkanı çözüm bulamayınca olayı Baş Piskoposa devrediyor. Onun ne yaptığını ise okuyarak öğrenmeniz hikayenin gidişatı için daha iyi. Ve tarihin kadim şehrinin kaderi 2 seçilmiş kişinin karşı karşıya gelip kozlarını paylaşmaları, birbirlerine laf sokup ‘’Yenme çabaları’’ sonucunda bir karara, çıkar ilişkilerinin güdümüne bağlanarak çözülüyor… Ta ki 54 yıl sonra Aziz Bartolomeus Yortusu katliamı yaşanana dek… Umudunu kaybeden bir halkın hikayesi! DANSA DAVET… iyi okumalar…
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma
·
86 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.