·288 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Nisan 2025 10:05 Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle zayıflayan ve çöken kapalı (hatta yan-totaliter) rejimler yerlerini genellikle seçimlerin düzenli olarak yapıldığı, muhalefet partilerinin var olduğu ama iktidar ile muhalefet arasında rekabet koşullarının adil olmadığı rejimlere bıraktılar (Schedler, 2002; Levistky ve Way, 2002; Morse, 2012). Bu rejimlerde iktidar partileri, seçim yoluyla iktidarlarını meşrulaştırma imkanı elde ederken, muhalefet ile aralarındaki adil rekabet koşullarını da ortadan kaldırmaya çalıştılar. Seçimlerin düzenli yapılması nedeniyle demokratik koşulların sağlandığı görüntüsü verilmesine karşın, aslında demokratik kurumların içi boşaltılmıştı. Kurumlarda ve rekabet koşullarında iktidar lehine yaşanan dönüşüm iktidarların seçim yoluyla değişim ihtimalini de azalttı. Dolayısıyla, demokratik kurumlar şeklen varlıklarını sürdürseler de demokrasinin asgari koşulu -serbest ve adil seçimler- karşılanmadığı için artık bu vakalan demokrasi olarak nitelendirmek olanaksızlaştı (Schedler, 2002; 2013; Levitsky ve Way, 2002; 2010a).
Rekabetçi otoriter rejimleri üç temel unsur ile tanımlamak mümkündür. Bunlardan ilki adil olmayan seçimlerdir. Levitsky ve Way'e (2010a) göre en az bir adayın siyasi nedenlerle yasaklandığı; merkezi olarak koordine edilen ve müsamaha gösterilen oy çalma ve benzeri seçim hileleriyle seçmen ve adaylara yönelik sistematik şiddet ve korkutma gibi faaliyetlerinin var olduğu, resmi ya da gayriresmi müdahaleler sonucu muhalefetin eşit şartlarda kampanya yapmasının engellendiği durumlarda seçimler adil olamazlar. İkinci unsur adil olmayan siyasal alandır. Buna göre siyasallaşmış devlet kurumlan, medyaya erişim ile kamu ve özel kaynaklara erişimde adaletsizlik siyasal oyun alanını da adaletsiz kılar. Üçüncü unsur ise temel hak ve özgürlüklerin sistematik ihlalidir. İfade ve fikir özgürlüğü, örgütlenme ve toplanma özgürlüğü olmadan demokrasinin asgari koşullarının karşılanması mümkün değildir.
Rekabetçi otoriter rejimlerde kamu kaynaklarının iktidara yakın kişi ve kurumlara partizan şekilde dağıtılması, seçim yasalarında yapılan taraflı değişiklikler ve muhalefet partilerine dönük baskı politikaları iktidar partisine çeşitli avantajlar sağlamasına karşın, seçimlerde galibiyet iktidar için garanti değildir. Eşitsiz siyasi oyun alanına rağmen, iktidar bu vakalarda gündemi tamamen kontrol etme ve sivil toplumu şekillendirme gücüne sahip değildir. Sahip oldukları kısıtlı siyaset alanını etkili şekilde kullanan muhalefet partileri rekabetçi otoriter rejimlerde iktidar karşısında örgütlenme, rekabet etme ve hatta sandıkta haşan kazanma imkanı bulurlar. Özellikle kriz dönemlerinde ortak kampanya yürüten ve seçmenleri harekete geçirerek sandığa taşıyabilen muhalefet partileri seçim yoluyla iktidarı değiştirebilirler (Howard ve
Roessler, 2006; Bunce ve Wolchik, 2010).
Peki rekabetçi otoriter rejimler hangi ülkeler. Bu konu hakkında çalışmaları olan siyaset bilimci ve Harvard Üniversitesi'nde hükümet profesörü ve Dış İlişkiler Konseyi'nde kıdemli demokrasi üyesi Levitsky ve Way'in (2020a) son çalışmasında 2020 yılı itibariyle otuz iki ülke rekabetçi otoriter olarak tanımlanmaktadır. Bunlar arasında Filipinler, Türkiye, Nijerya ve Kenya gibi uzun süredir seçimlerin yapıldığı, nüfusu oldukça fazla bazı gelişmekte olan ülkeler de yer almaktadır.
Türkiye'de AKP iktidarı rekabetçi otoriter rejimin tüm özelliklerini taşıyordu. Şöyle ki:
AKP iktidarları döneminde temel hak ve özgürlüklerin ihlali daha sistematik, geniş çaplı ve partizan şekilde gerçekleşti. Daha sistematikti, çünkü devlet kurumlarının parti tarafından ele geçirilmesi, uygulanan birçok hak ihlaline belli ölçüde yasallık ve kurumsallık kazandırdı. Daha geniş çaplıydı çünkü yalnız Kürtler değil tüm toplumsal kesimler artan baskının hedefindeydi. Daha partizandı çünkü temel hak ve özgürlükleri aşındırmaya yönelik atılan adımlar, AKP'nin inşa etmeye çalıştığı rekabetçi otoriter rejimin sürdürülebilirliği için işlevseldi.
20 seneyi aşan AKP iktidarı sonrasında artık bürokrasi ile iktidar partisi arasında bir ayrımdan söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla hak ihlalleri, rejimin kurumlarını ve ideolojisini korumaktan ziyade iktidar blokunun ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi hakimiyetlerini sürdürmeyi amaçlamaktadır. Örneğin çözüm süreci esnasında, AKP hükümetinin çıkarına uyduğu sürece, kamuoyunda iktidar sözcüleri PKK temsilcileri hakkında olumlu ifadeler kullanabilmişti. Bu, AKP öncesi dönemde hayal bile edilemez bir durumdu. Fakat çözüm süreci bittikten ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda pozisyon değiştirdikten sonra aynı ifadelerin üstü hızla örtülmüş, muhalif kesimlerin benzer söylemleri suç unsuru sayılmıştır.
İktidarın kitlesel eylemleri bastırma politikasına karşı başta CHP olmak üzere diğer muhalefet partileri ise kutuplaşma seviyesini düşürmek için protesto eylemlerine destek vermekten kaçındıkça iktidar ile muhalefet partileri arasındaki mücadele sandığa sıkışmıştır. AKP, bu sayede muhalefet partilerinin seçmenlere erişimlerini ve kampanya yapma olanaklarım da kısıtlayarak rakipleri karşısında çok ciddi bir siyasi avantaj sağlamıştır.
Diğer yandan rekabetçi otoriter rejimde iktidarın sandıkta kaybetme ihtimali vardır. Uygun siyasi koşullar oluşursa, muhalefet partilerinin iktidar karşısında inandırıcı bir alternatif haline gelme ve seçimleri kazanarak iktidara gelme yolu açıktır. Bu ihtimal, muhalif siyasi kadrolara umut verir ve muhalif partilerin seçmenlerini motive etmelerine katkı sağlar. İktidarın bu tehdidi bertaraf edebilmesi için seçmenler nezdindeki desteğini koruması ve rejime destek veren siyasi ve ekonomik elitleri bir arada tutması gerekir.
Bu tür rejimleri ayakta tutan belki de en önemli faktör ekonomi yönetimidir. İktidarın ekonomiyi hem istihdam sağlayacak hem de rejim içerisindeki siyasi elitler ve halka kaynak aktarımını sürdürebilir kılacak şekilde yönetmesi gerekmektedir. İktisadi krizler ve kaynakların daralması ise bu tarz rejimleri iki yönden sıkıntıya sokmaktadır. Bunlardan birincisi artan hayat pahalılığı ve işsizlikle beraber rejimin halka kaynak aktanmında yaşadığı sorunlardır. Bu sorunlar derinleştiğinde rejime yönelik toplumsal hoşnutsuzluk artarak muhalif partilerin rejime karşı etkin mobilizasyon yapma imkanı yaratır. Bununla beraber rejime sadık ekonomik ve bürokratik elit oluşturmada partizan rant aktanmı rekabetçi otoriter rejimlerin devamlılığı için büyük önem taşımaktadır (Svolik, 2012). Yaşanabilecek ekonomik daralma ve kriz anlarında sürdürülemeyen kaynak aktarımı rejim içerisinde elitler arası çatışma ve taraf değiştirmeye neden olarak rekabetçi otoriter rejimin muhalefet karşısın
da zayıflamasına neden olabilmektedir.
Burada muhalefetin atacağı adımlar da bu bağlamda belirleyici niteliktedir. Bu tip rejimlerde muhalefetin elindeki en etkin araç ise iktidara karşı partiler arası koordinasyonu arttıracak etkin ittifaklar kurmaktır.
İşbirliği yapan muhalefet partileri, rekabetçi otoriter rejimde iktidarın sahip olduğu adil olmayan siyasi oyun alanını belli oranda dengeli hale getirerek seçimde başarı kazanma ihtimallerini arttırabilirler.
Muhalif seçmenlerin bir bölümü otoriter rejime karşı tepkili olmakla birlikte güçlü ideolojik pozisyonlara sahip oldukları için başka bir muhalefet partisine destek vermeyi tercih etmeyebilir. Zira bu seçmenler kendi ideolojik pozisyonlarının karşısında konumlanan bir muhalif adayın kazanması yerine iktidarın değişmemesini tercih edebilirler. Ayrıca, seçmenler arasında etnik, dini ve sekteryan kimlik farklılıklarının yarattığı uçurumları kapatmak ilk bakışta göründüğü kadar kolay olmayabilir. Farklı görüşlere sahip seçmenler arasındaki ideolojik mesafenin azalması için muhalefet liderleri, otoriter iktidardan memnun olmayan tüm seçmenlere hitap eden bir demokrasi vurgusu yapabilirler (Selçuk ve Hekimci, 2020) . Ortaya çıkan bu demokrasi-otoriterlik fay hattı sayesinde diğer siyasi meseleler seçmenlerin gündeminde daha alt sıralara düşürülebilir. Keza böyle bir fay hattı genellikle etnik, dini ya da sekteryan farklılıkları yatay kesen bir ayrım olarak birbirlerine mesafeli olan muhalefet partilerinin seçmenlerini stratejik oy vermeye açık hale getirebilir. İttifak yapan muhalefet partileri ortak bir kampanya yürüterek destekledikleri adaylara kendi seçmenlerini oy vermeye ikna edebilir (Ong, 2022) . Bu senaryoda otoriter hükümetin iktidardan ayrılması için oy kullanmak seçmenler açısından birincil siyasi hedef olacak ve diğer siyasi tartışmalar ancak iktidar değişikliği sonrasında önem kazanacaktır.
Rekabetçi otoriter rejimlerde r başka mesele ise demokratik rejimlerden farklı olarak, rekabetçi otoriter rejimlerde seçimi kaybettiği taktirde hükümetin iktidarı bırakacağı konusunda ciddi belirsizlikler olmasıdır (Gandhi ve Reuter, 2013, s. 138; Schedler, 2013). Zira bu rejimlerde iktidar partisinin seçimleri kaybetmesi, bütün sistemin meşruiyetini de tartışmaya açar. Bu senaryoda rejim değişikliği olası hale gelir ve hatta eski iktidar mensuplannın yargılanması ihtimali ortaya çıkar. Doğal olarak bu, iktidar elitleri açısından kabul edilmesi zor, maliyeti oldukça yüksek bir durumdur. Bu nedenle, siyasi ve hukuki açıdan ayncalıklı pozisyonlarım korumak isteyen siyasi kadrolar partizanlaşan kurumlara dayanarak, seçimleri kaybetmeleri durumunda bile, iktidarda kalmaya çalışabilirler. Halbuki, demokratik rejimlerde seçim kaybeden liderin iktidarı rakibine bırakması anayasal düzen içinde bir zorunluluktur.
Peki Türkiye 2023 seçimleriyle birlikte rekabetçi otoriteriğini yitirdi mi?
2023 seçimlerine girerken Türkiye'de rekabetçi otoriter rejimin sürdürülebilirliğine dair bazı soru işaretleri oluşmuş, Recep Tayyip Erdoğan'ın kurduğu bu rejimin seçimler yoluyla son bulabileceği ihtimali bazı nedenlerle güçlenmişti. Bunların başında ise Erdoğan'ın ekonomi yönetimi bulunuyordu. 2018 yılından itibaren makroekonomik dengelerin giderek bozulması, enflasyon ve döviz kurunun yükselmesi, ekonomik büyümenin hızını yitirmesi ve istihdam ihtiyacını karşılayamaması, Türkiye'deki rekabetçi otoriter rejimi oldukça kırılgan hale getirdi. Sınırlı ekonomik büyüme ile işsizlik artarken yükselen enflasyon ve kur, kişi başına düşen geliri düşürdü, alım gücünü zayıflattı, geniş toplumsal kesimlerin yoksullaşması sürecini hızlandırdı (Öniş, 2023) .
AKP rejiminin ise söz konusu koşullarda kaynak dağıtması zorlaştı; hükümet daralan kaynakları dağıtırken siyaseten maliyeti yüksek birtakım kararlar almak durumunda kaldı. AKP'nin seçim hakimiyetini pekiştiren temel unsurun makroekonomik istikrarla etkin yeniden dağıtım politikalarını bir arada uygulayabilmesi olduğunu düşünürsek rejimin performans krizi daha da netleşir. Özellikle 2018'de yürürlüğe giren cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin seçmenlere vaat edilenin aksine sergilediği kötü performans iktidarın meşruiyetini azaltan önemli bir etken olmuştur (Yavuzyılmaz, 2021). Ayrıca, Suriye iç savaşının tetiklediği göçmen krizinin bir türlü çözülememiş olması, sayıları 3,5 milyona yaklaşan Suriyeli sığınmacıları siyasetin ana gündem maddelerinden biri haline getirmiştir (Fisunoğlu ve Sert, 2019). Suriyeli sığınmacıların özellikle İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde AKP'nin güçlü olduğu çeper mahallelere yerleşmesi iktidar partisine yönelik kamuoyu baskısını arttırmıştır
(Esen ve Gümüşçü, 2019).
Son olarak maalesef son yirmi sene içerisinde AKP iktidarları altında Türkiye, demokrasinin temel bileşenlerinde yaşanan erozyonla beraber giderek daha fazla otoriterleşmektedir.
2023 seçimleri Türkiye'yi demokratikleşme yerine yeniden otoriterleşme yörüngesine oturttu.
Otoriterliği kırıp demokratikleşme programını uygulayabilmek için muhalefet blokunun parlamentoda nitelikli bir çoğunluğa ulaşması gerekir. Bu çoğunluk yeni iktidara kendi siyasi programını uygulamak için meclis desteği sağlamakla kalmayıp, demokratikleşmenin önünü açacak anayasal değişiklikleri yapma imkanı da verecektir. Fakat muhalefet ittifakının içinde yaşanabilecek ideolojik sürtüşmeler ve görüş ayrılıkları da seçim sonrası parlamentoyu işletmeyi zorlaştırabilir. Bu mücadeleler esnasında yaşanabilecek kilitlenmeler ülkeyi erken seçim sürecine götürebilir. Bu olumsuz senaryoların önüne geçmek ancak halihazırda performans meşruiyeti oldukça düşmüş olan iktidara karşı toplumun geniş kesimlerini kucaklayan ve etkin şekilde mobilize eden, ortak aday üzerinden sandık güvenliğini sağlayan, bir ortak program çerçevesinde ve koordinasyon içerisinde kampanya yürüten bir seçim ittifakıyla mümkündür.