Merhaba, son zamanlarda dr.dogac.reads namıdiğer dodo'nun "müfredatlarda yer alması gereken kitap" olarak tanımladığı Jared Diamond tarafından kaleme alınan Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabını okuyorum. Kitabın sonlarına yaklaşmışken halihazırda aklımda kalan ve beni etkileyen detayları yazarak ebedileştirmek istedim. Öncelikle kitapta günümüzde geride kalmış olarak bahsettiğimiz etnik türlerin, ülkelerin niçin bu halde olduklarından bahsediyor. Avcı toplayıcılıktan yapay zekayı ürettiğimiz tarihsel çizgimizde adım adım nasıl yol aldığımızı açıklıyor. Amerika kıtasının ve yerlilerinin Avrasyalılar tarafından tarihten silinmesine ve aynı tarihte çok çeşitli gelişmişlikte kültür ve toplumların bulunmasını örnekler vererek açıklıyor. İnka imparotorluğunun İspanyol orduları tarafından hedefe alınmasından ve neden İnkalar sayıca üstün olmasına rağmen Avrupalılara yem oldular sorusu ve cevabından bahsedecek olursak Avrupalıların mikroba atlara ve yazıya sahip olması gibi üç önemli unsurun rol aldığını söyleyebiliyor. Avcı-toplayıcı gruplarda nüfus daimi olarak besin kıtlığından dolayı göç etmeleri gerektiğinden azdı. Bu nedenle mikroplar kendilerini çoğaltacak konaklar bulamıyordu. Bu toplumlar diğer toplumlardan izole yaşıyorlardı fakat Avrasyalıların çiftçiliğe başlamaları ve coğrafyanın izin verdiği ölçüde 13 farklı büyük memeli hayvanı evcilleştirip verimli fakat sert toprakları tarıma katmaları neticesinde nüfusları çoğalmıştı ve verem, tifüs, kolera, çiçek, kızamık gibi zamanın ölümcül hastalıkları çok daha uzun süre aramızda kaldı. Ayrıca kitapta bu mikropların mesela gribin domuzlardan geçtiği söyleniyor. Bu mikroplar hayvanlardan insana bulaşmıştı çünkü insanlar neredeyse her hayvanı evcilleştirmeyi deneyip onlarla yakın ilişkilerde bulundular. Hal bu olunca Kolomb gibi gezginler veya sömürgeciler yerlilerin topraklarına ayak bastıklarında %80'den fazla ölümcüllük taşıyan mikropları da yanlarında götürmüş oldular. Yazıya sahip olduklarından bir yerli toplum hakkındaki bilgileri paylaşıp diğer yerli toplulukların da kuyularının kazılmasına destek verdiler.
Kitapta ayrıca avcı-toplayıcıların bitkileri evcilleştirme yöntemleri de ilgimi çekmişti. Yapay bir seçilim yaparak en büyük meyveleri veren en tatlı en verimli tohumları seçtiler ve onların üremelerini insan eliyle desteklediler. Mesela çilek türünde çekirdekleri acı ve küçük olan etli kısımları sulu büyük ve lezzetli olanlar günümüze ulaştı. Ardıç kuşları da böyle çileklerin üremesine neden oldu. Çekirdekleri acı olduğundan sindiremedi ve dışkı yoluyla çilek bitkisinin doğada yayılmasına ön ayak oldu. Bitkilerin hayatta kalanları yani adapte olanları da bu yönde bir gelişim gösterdi ama tersine davranan bitkiler de oldu mesela bezelye bitkisinin kapalı tohumlu olanlarını bugün pazar tezgahlarında görüyoruz çünkü bu bitkinin üremesine haliyle çoğalmasına insan eliyle biz karar veriyoruz. Bitkilerle ilgili bir hoşuma giden nokta da sincapların yiyip bizim yiyemediğimiz meşe palamudunun evcilleştirilme süreci. Acı olmayan meşe palamutlarını tarihin ilk çiftçileri çoğaltmaya çalıştı fakat acı olmayan meşe palamutlarının meyveleri acı oluyordu. Meşe palamutlarından acı olma geni 100den fazla gen tarafından kontrol edildiğinden ve başat olduğundan şu anki biyomühendislik yöntemlerinde bile meşe palamutlarını sincaplara yar etmiş durumdayız.
Avcı-toplayıcılıktan çiftçiliğe hadi hepimiz çiftçi oluyoruz diyerek bir geçiş yaşanmamış. Avcı-toplayıcılarda ekme biçme işlemleri yapmış fakat çiftçiliğe tamamen geçmemişler. Çiftçiliğe geçtikten sonra toplumlarda hiyerarşi alt-üst sınıfları boy göstermiş. Zanaatkarlar (çömlekçiler,demirciler) devlet adamları gibi üst kesim gruplar oluşmaya başlamış. Ürün ve kalori artınca ürünlerin fazlası bu gruplara bedavadan verilmiş ve halk nezdinde onlar tanrının seçtiği insanlar olmuş. Paragrafı bozan cümle olacak ama protein eksiliğinde bir diyet benimseyen afrikalı çocukların karınları bu yüzden şişkin olurmuş. Şeflikler ve boylar birkaç bin kişiden oluşan topluluklar oluyor ve akrabalık bağları küçük gruplardaki gibi yaygın görülmediğinden sorunların ve çatışmaların çözülmesi için bir adalet sistemi de geliştirilmesi gerekiyor ve toplum dinamiği bu sayede karmaşıklaşıyor.
Bugünlük bu kadardı yine ilgimi çeken kısımları bu yazıma ekleyeceğim. Hoşça kal :3