·226 syf.····Okunma: 15 Ağustos 2024 00:12 Unuttular!
Kelimenin kabuğu ağızlarında kalmak şartıyla içini Unuttular!
Diye söyleniyor Necip Fazıl.Haklı da.
Evvelden yalnızca söylediklerimizin gelişi güzel ağızdan dökülen kelimeler olduğuna yanıyorduk.
Çok zaman geçti tabi.Kabuğu dahi kalmadı artık.Oradan, bir şeyleri içselleştirip mânasını kavramaktan çok uzağız.
Aradan geçen bu zaman birçok şey gibi dili ve ona anlam kazandırıp içini dolduran mânayıda alıp götürdü bizden.
Evvela bir dil devrimi.Sanırım suyun gözesini burası oluşturmakta.Dilin türkleşmesi adına, her şeyi kısaltma, hızlandırma amacı güderek kelimelerin ufaltılması parçalanması ve yok olması.
Malum hız çağında yaşıyorduk, daha gidilecek çok yolumuz ve yetişeceğimiz bir grup muasır devlet var idi.
Bu yüzdendir ki;
Sanayileşmenin olanca bir hızla yol aldığı devirde bizler geri kalmışlığın faturasını yüzyıllardır bu topraklarda yer etmiş dini ve kültürel temellere kestik.
Devamında fazlalık olan, bizleri çağ dışı bir karanlığa çeken birçok şeyin yanında, kelimeleride budamamız ve en yakın yerde sırtımızdan indirmemiz icap etti.
Budanan kelimeler yerine hakkıyla bir şey getiremeyince kelimenin kendisi gibi mânasıda tozlu raflar arasında kaybolup yitti.
Mânadan uzaklaşmamız, kelimenin kabuğundan daha derine inemeyişimiz.
Bir selamlaşmada, bir hâl hatır sormada belli ediyor kendini.Aynı tabağa kaşık saldığımız adamdan bir haber yaşadığımızı fark ettiğimizde anlıyoruz bunu.
Programlanmış bir hayvan gibi yalnızca görevini yerine getirmek amacı güdüyor sözde sohbetlerimiz.
Dilin birkaç bin kelimeye sıkıştırılıp içinin boşaltılması bizi sosyal hayatta lâl etmekle kalmaz.Aynı zamanda fikir ve düşünce dünyamızıda derinden sarsar ve iğdiş edilmiş bir hayvan misali kısır bir döngüye sürükler.
Bu kısır döngü bizi;
Akıl ve kalbi bağlamından kopartıp kavramlaştırmaya."Şey"in yerine uzunca yabancı kelimeler yamamaya iter.
Her şeyi anlamlandırmaya ve etiketlemeye çalışmamız "ÖZ" ile aramıza bir ayna daha koymaktan başka bir işe yaramaz.
Ne acıdır ki biz insanlar.
Her şeyi anlamayı, bilmeyi bir maharet sayıyor ve olanca bir hızla sonumuzu hazırlıyoruz.
Yaldızlı ekranların, vitrinlerin göz aldığı, haz ve hız uğruna bireyin dahi eriyip tükendiği bu çağ.Medenileşmenin arşa çıktığı devirdir.
"Ruhun buharlaşıp uçtuğu ve ancak "ruh çağırma seanslarında" hatırlandığı bir çağda."
Tabikide meydana gelmiş bu sonucu tek bir sebebe indirgemek adil değil ..dil yalnızca bu sac ayaklardan bir tanesi bunun yanında sanayileşmenin ve insan oğlunun toprakla bağının kopması koparılması gibi birçok başlık eklenebilir.
Yalnız akılların karışık, kalplerin katı, kulakların sağır olduğu bu devirde.
Biz bireylerin bir şeylerin farkına varması silkinip doğrulması ve bu ölü toprağı üzerinden atması gerek.
Lafı daha fazla uzatıp süslemeye, allayıp pullamaya çalışmak, kanağatimce nafile ve gereksiz zira amacım kulağa hoş gelen kelimeleri tumturaklı bir şekilde düzmek değil.Amacım etten kemikten, maddeden daha derinlerde bir şeylere dokunup uyandırabilmektir.Selametle.
M.Ali ÖZTÜRK