Tarihin insanlı sıfır noktasını bulmak için bir çok argüman ortaya atılmıştır. Bir kısım arkeoloji çalışmaları sonrası Afrika boynuzundan dünyaya yayılım gerçekleşmiştir diye beyan ederken bir kısmı Asya steplerinden dünyaya yayılım derken bir kısmı da Bereketli hilal) Mezopotamya'da diye görüş belirtir. 19 yüzyıl ile başlayan arkeoloji çalışmaları sonrasında bulunan tabletler(kil-toprak) yazılarının bulunması tarihin Mezopotamyanın medeniyetin başlangıcı olduğunu belirtir. İnsanlığın başlangıcını insanın tüketimi ile anlatmak insanın gıda tüketimi olmadan hayatını idame edemeyeceğini bunun içinde Avcı toplayıcılık yapan insanların beslenme konusunda et ve meyve tüketimi ile uzun ve sağlıklı yaşamanın avantajları kadar dezavantajlarını da görmüşlerdir. Yabani Buğday ve türevleri ile karşılaşan insanlar karbonhidratlar açısından zengin olan buğdayın ve türevlerinin, vücuda uzun süreli, sürekli enerji sağlayarak ani enerji düşüşlerini zamanla kavramışlardır. İnsan fizyonomisi olarak kasların beden için önemi teknolojik olarak emekleme aşamasında olan insanlar için en önemli noktadır. Kasların gelişmesi bu sırada değişen gelişme ve olası vücudun onarımı ile büyümesi için gerekli olan bitkisel proteinler kas gücünün önemini öne çıkartmıştır. Buğdaygiller ile beslenen insanlık avcı toplayıcılık yanına karbonhidrat ile beslenme tahtasına yeni bir ürün ekleme ile kabile formundan şehir devletlere evrilmiştir. Tarihin ilk devleti diye adlandırılan yapı Sümerlerdir. Sami ve hami olmayan bu insanların Hint Avrupa dil ailesine de mensup olmadığı için Türk Tarih Kurumu önderliğinde oluşan kurul ve M. Kamal'inde istediği gibi Türklerin bu tanıma uygun olduğu Sümerlerin Asyatik özellikleri sahip olması ve Türkler ın ikinci büyük göçlerinin de aynı kanallar üzerinden gelmesi tarihin başlangıcı Sümer devletidir yargısına ulaşmak bu sakat ve yalan zihniyet e bir kapı aralamıştır. Tarihin ilk devleti Türk kökenlidir yalanı tarihin hiçbir döneminde kabul görmedi ve görmeyecektir. Eti devletinin kurucuları, Hint medeniyetine katkısı, Mısır medeniyetinin kurucularının, Yunan Medeniyetine etki edenlerin, Etrükslerin Anadolu'dan İtalya'ya gitmeleri ve kökenleri, Endülüs Emevi devletine ön ayak olan ve İber Yarımadası'na çıkan Tarık bin Ziyad'ın Türk kökenli olması gibi akla hayale sığmayan teorileri yıllarca ders kitabı olarak okutulması bu vatanın evlatlarına yapılmış en büyük günahlardan birisidir. Tarihin yazılması belli dönemlerde kısmi olarak yazılmış olması tarihin bütününü anlamamız açısından parça parça faydaları olmuştur. Tarih yazımı şu an ki gelişmelere rağmen tam anlamıyla sırrı çözülememiş bununla birlikte yeni çıkan tarihi kalıntı ve eserler yeni bilgiler ışığında yeniden tarih yazımını gerçekleştirmiştir. Tarihin babası denilen Heredot kısmi bir zaman dilimini anlatmış olması insanlığa büyük hizmetin dışında önemi büyüktür. Bu konuda önüçüncü yaşamış İslam alimi Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî, Cami'ut Tervaih adlı bu eseri İslamın medeniyete katkısı açısından ve İslamın bilime ne kadar önemli verdiğini göstermesi için önemli ve kıymetlidir. İlhanlı Hükümdarı Gāzân Han’ın isteği üzerine insanlık tarihinin nerede başladığı merak konusu olmuş ve bu konuda yazmaya başlamıştır. Hem Kamalist ve Hristiyan tarihi İslamın önemini yeterince anlayamamış olması ve değerini işine geldiği zaman vermiş olması tarihi bilgileri ortaya çıkaranların bunu da sistematiğini ilk yapanların batıdan geldiğini batı haricinde bu konuda belge ve eser yazan olmadığı yalanını söylemiş olmaları bu eseri yok saymamıza sabebiyet vermez lâkin küçümseye ise batının bilimde öne çıkması bununla övünmeleri diğer insanları da ötekileştirmesine yol açmıştır. Tarihçi Reşidüdin İlkçağ’dan itibaren Ortaçağ Avrupası ve İslâm dünyasında birçok kişinin kendi inanç, kültür ve düşüncesi doğrultusunda birtakım umumi tarihler yazmışsa da Asya ve Avrupa kıtalarındaki çeşitli kavim ve milletlerin, buralarda kurulmuş devletlerin tarihini ilk defa tarafsız bir görüşle kaleme alan Reşîdüddin olmuştur. Dikkatinizi çekmek istediğim konu yazılan bu eserin bilimsel olarak tarihi çarpıtmsdan ortaya koymasıdır. Sümerler konusuna tekrar gelinirse Mezopotamyanın bilinen en eski medeniyetlerinden birini oluşturan Sümerler'in ondokuzuncu yüzyılda tesadüfen keşfedilene kadar bilinmiyordu. Osmanlı Devleti'nin çökme noktasına gelmesi ile başlayan arkeoloji çalışmaları hem bölgenin topoprafyasını çekmesi yer üstü ve yer altı kaynakların listesi çıkartılması emperyalist zihniyete değerli materyal sunması kapitalizmin sömürü düzeni için gerekli olan fosil yakıtlara ihtiyaç duyulmasını da beraberinde getirmiştir. Türkiye topraklarında bulunan yapılan kazılarda ortaya çıkan Göbelçklitepe'nin tarihin yazımı için tekrardan yazılacak olması ondokuzuncu yüzyılda yazılan tarihin ne kadar eksik ve hatalı olabileceğini göstermiştir. Kamalist devrim tarihi batılı araştırmacıların eserlerinden alıntı ve Türk tarih yazıcılarının uçuk kaçık fikirleri birlikteliği ile yazılmış hayal ürünüdür. Yeni bir düzen kurmak isteyen zihniyetin ders kitabı olarak ortaya çıkarması bunun yanında eskiyi küçümsemesi (Osmanlı Devleti'ni) ve önemsizleşmesi dört ciltlik olan tarih ders kitabında bir ciltlik bir yer etmeyecek şekilde bahsedilmesi ne kadar yanlı ve taraflı olduklarını göstermesi açısından düşündürücüdür. Osmanlı Devleti özelinde bu kitap İslam dinine hayasızca saldırmış olması bu memlekette büyük çoğunluğu oluşturan inanlar için büyük saygısızlıktır. İslam peygamberi Hz Muhammed için İslam dini için kendi düşüncesi ile ortaya çıkardığını Arabistan Yarımadası'nda sözlü söz söylemenin geleneğinin olduğunu (şair ruhlu) tefekkür sonucu oluştuğunu söylemesi hadsizliktir. İslam Allâh tarafından Hz Cebrail aracılığıyla peyderpey indirilmiştir. Hz Allah Peygamber Efendimiz için onun ümmi olduğunu ( yani okuma yazma bilmeyen kişi için söylenir) belirtir. İnsan eliyle yapılamayacak bu kutsi ayetleri sanki insan tarafından uydurulmuş olduğunu söylemek ancak cahil cesareti olan bir zihniyet eliyle olabileceğidir. Kamalist zihniyet ataist bir tarih yazımı için bir dini ve medeniyeti yok sayması onun yok olduğunu göstermez. Bu zihniyetin medeni devletler'de olduğu gibi hurafelerle dolu bir ders kitabı değil Batı'nın da dünyaya empoze ettiği insanlığın tesadüfen oluştuğunu bir yaratıcı tarafından oluşturulmadığını söylemesi kendi zihinlerinin değil batının uydurmasını kopya ederek bilimsel temelli çağdaş esaları da barındıran ders kitabı olarak okutulmuştur ta ki 1941 yılına kadar devam edegelmiştir. Bu dört ciltlik eseri tekrardan basılması için Türk Tarih Kurumu yerine Doğu Perinçek'in Kaynak Yayınları tarafından ortaya çıkması (Maoist) bir zihniyetin yılmaz temsilcisi eliyle tekrardan basılması hem kamalist hem de kendisine maoist diyen birisinin sahip çıkması bu konunun ne kadar yalnız kaldığını göstermesi bakımından Atatürk devrimlerinin akim kaldığını gösterir.