·687 syf.····Okunma: 04 Nisan 2025 22:08 Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Rodya Rodion Ramanoviç Raskolnikov, insan öldürmenin kişiyi hangi durumda câni hangi durumda dikdatör yapabileceğini düşündürüyor. Kanun koyucu olanın iktidarı elinde bulundurması gerektiğini göz ardı ediyor. Kitle için asalak olan bir kişiyi öldürerek, niteliksiz bireysel eylemde suçun ne olamayacağı üzerindeki iç çalkantılarını okurken dönemin toplumsal ve kültürel yapısını da tanık oluyoruz.
Yoksul ve sefil yaşayışın ayrımsamasında sefil bir insanın önce kendi kendini sonra da diğerlerinin onu aşağılamasını sağlama tutumunu Semyon Zahariç Marmeladov,
Namus bir insan olarak övünmenin gereksiz, namuslu olmanın zaten zorunlu bir ahlâkî değer olduğunu Dmitri Prokofiç Razumihin,
Varlıktan yokluğa düşüşte üç çocuklu bir kadın ile acı ve gözyaşının da bir hayat olduğunu Katerina İvanovna,
Genç bir kızın ailesi için değerlerinden ve bedeninden yapabileceği fedakarlığın sınırlarını Sonya Semyonovna Marmeladova,
Kardeşliğin önceliğinde kişinin karar alışında etkisini Avdotya Romanovna/Dunya,
Aşkın en ağır bedellerinden birini Marfa Petrovna Svidrigaylova,
Maddiyatla eşinin üzerinde otorite sağlamayı düşünen, iftira atabilecek kadar ahlâkî çöküş yaşayan bir erkeği Pyotr Petroviç Lujin,
Zor duruma düşen insanların alın terleri ile ıslanmış hayatlarından tefecilikle geçinen Alyona İvanovn,
Fiziksel ve duygusal şiddetlere ses çıkaramayan mazlum bir insanı Laziva İvanovna üzerinden anlatımı ile insanlığa, suç ve cezaya farklı bir perspektiften bakıyoruz. Okumaya başlarken yine 'Karamazov Kardeşler' olduğu gibi isimleri tek tek not ederek gidiyoruz :)
"Hem her şey insanın kendi elinde, hem de insan yalnızca korkaklığı yüzünden ne fırsatlar kaçırıyor... Bu artık yadsınamaz bir gerçek, bir belit. İlginç bir şey, acaba insanlar en çok neden korkarlar? Atacakları yeni bir adımdan, kendi söyleyecekleri yeni bir sözden herhalde..." S. 2
"Bazen hayatta öyle karşılaşmalar olur ki, hem de hiç tanımadığım insanlarla, bir tek sözcük bile konuşmadan, birdenbire, tek bir bakışla ilgilenmeye başlayıveririz." S. 11
"- Sayın bayım, -diyerek, oldukça ciddi bir tavırla yeniden söze başladı-, yoksulluk ayıp değil, bir gerçek. Sarhoşluğun erdem olmadığı ise daha büyük bir gerçek. Ama sefillik, sayın bayım, sefillik yüzkarasıdır. Yoksullukta yaradılıştan gelen soylu duygularınızı koruyabilirsiniz, sefillikte ise asla! Sefil bir kimseyi insanlar aralarından uzaklaştırmak için sopa kullanmazlar, süpürgeyle süpürürler; onu daha çok aşağılama içindir bu ve hakları da yok değildir böyle davranmakta, çünkü sefilliğe düştüğünde kişioğlunun ilk kendisi hazır olmalıdır kendini aşağılamaya." S. 13
"Umudu olmadan borç para istemek gibi birşey geldi mi hiç başınıza?" S. 15
"Her insanın çalabileceği hiç değilse bir kapı olmalıdır." S. 15
"Ah sayın bayım, ah, her insanın, başkalarının kendisine acıyabilecekleri bir yanı olmalı!" S. 16
"... çünkü ben sevinçlere değil, aşağılanmalara ve gözyaşlarına susamış bir insanım!..." S. 27
"İnsanoğlu denen aşağılık yaratığın alışamayacağı hiçbir şey yok galiba!...
-İyi ama, ya ben yanılıyorsam?... Ya insanoğlu aşağılık bir yaratık değilse?... Yani genel olarak tüm insanlık, tüm insan soyu... O zaman geri kalan her şey boş bir inançtan, kuruntuya dayanan bir korkudan başka birşey değil... O zaman hiçbir engel yok... Zaten olmaması da gerekir!..." S. 32
"Tuz-ekmek beraber, tütün herkesin kendinden." S. 50
"Biz burada gerektiği zaman tüm ahlaki duygularımızı bastırır, özgürlüğümüzü, huzurumuzu, hatta vicdanımızı, her şeyimizi, her şeyimizi bitpazarında satışa çıkarırız! Yeter ki, sevdiğimiz varlık mutlu olsun. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Cizvitlerden öğrendiğimiz birtakım cambazlıklar yapar, yaptığımızın doğruluğuna, yüce amaca ulaşmak için gerçekten böyle yapılması gerektiğine kendimizi bir süre için inandırırız. Biz böyleyiz işte; her şey gün gibi ortada!" S. 53
"... her yıl belli bir yüzde harcanmalıymış ki, geri kalanlara engel olunmasın, rahat edebilsinler... Yüzde, ha!... Yüzde!... S. 61
"Ne dersin, bir küçük cinayet, binlerce güzel işe değmez mi? Bir hayata karşılık, kurtarılmış binlerce hayat... Bir ölüm ve yüzlerce hayat: Matematik bir işlem burada söz konusu olan! Kaldı ki, toplumsal denge içinde bu veremli, aptal, kötü yürekli kocakarının ne gibi bir yeri ve anlamı olabilir ki? Bir bitin ya da hamamböceğinin hayatından daha değerli olması gerek bu kadının hayatı. Onlar kadar bile değildir, çünkü kocakarı zararlı. Başkalarının hayatını tüketiyor." S. 80
"Hastalık mı suçu doğuruyordu, yoksa suç mu kendi yapısına uygun, hastalığa benzer bir şeyleri geliştiriyordu?" S.87
"Hiçbir eksiği bulunmasın diye bakacak olursak, dünyada kaç tane iyi insan kalır dersin?" S. 163
"Burada insanın en ağırına giden ne biliyor musun? Onların yalan söylemeleri değil; yalan her zaman bağışlanabilir; tatlı bir şeydir çünkü yalan, insanı önünde sonunda gerçeğe götürür. Burada insan ağırlığına giden şey, onların yalan söylemeleri değil, söyledikleri yalana kendilerinin de inanmaları..." S. 165
"İyi ama, gerçek her şey demek değildir ki... Hiç değilse işin yarısı, bu gerçeklere nasıl bakıldığına bağlıdır." S. 166
"Beceriklilik kolay elde edilir bir şey değildir ve gökten hazır inmez insanın önüne." S. 181
"Tutku, işe karşı duyulan coşkuyu ve o işin içinde bulunduğu, ama o işe uygun olmayan koşulların varlığını kanıtlayan bir olgudur. Eğer yapılan şey azsa, zamanın da az olduğunu unutmamak gerekir." S. 181
"Toplumumuzun aydın kesimi arasındaki bu yaygın ahlaksızlığın nedeni ne?... İyiden iyiye kökleşmiş olan tembellik, başka ne olacak!... Havadan, çabucak zengin olmak... Çalışıp çabalamadan!... Bir kez hazır yemeye, başkasının emeğini yaslanıp asalak geçinmeye alışılmaya görsün, işte böyle saati gelince herkes hünerini göstermeye başlar..." S.186
"Yalnızca aklı başındalar mı akıllıca laflar ederler?" S.208
"Kişilikten yoksunluk! İstedikleri bu! Ve bundan büyük bir haz duyuyorlar. Yani, kendileri olmamak, olabildiğince kendilerine benzememek! En büyük ilerleme, onlara göre bu! Sıraladıkları saçmalar bari kendi uydurmaları olsa..." S. 248
"Ben yalanı severim! Yalan, insanların bütün öteki yaratıklara karşı biricik üstünlüğüdür! Yalan söylersin ve böylece gerçeğe ulaşırsın! Ben yalan söylediğim için insanım." S.248
"Evet, belki namuslu bir insansın, ama namuslu bir insanım diye övünülür mü hiç? Herkes namuslu olmak zorunda değil mi? Hatta temiz bir insan... S.261
" hepimiz bir parça deliyizdir. Şu küçük farkla ki, 'hastalar' bizden biraz daha delidirler. Burada bu küçük noktanın altını çizmek gerekir. Kusursuz insanlara gelince, doğrusu bunlar hemen hemen yok gibidir. On binde, belki de yüz binde bir rastlanır böylelerine, üstelik de oldukça zayıf örnekler olarak..." S.280
"İnsan bazen öyle bir sınıra gelir ki, onu aşamaz mutsuz olur; aşar, bu kez belki daha mutsuz olur!..." S.281
"... akıllıca davranabilmek için yalnızca akıl yetmiyor." S. 291
"Suç, toplumsal düzenin bozukluklarına karşı bir protestodur." S. 318
" Yaşamın onca gizi, iki kitap forması içine sığdırılmış!" S. 319
"... toplum içinde birazcık sivrilen, yani topluma söyleyecek birazcık yeni bir şeyleri bulunanlar, doğaları gereği, tabii kimi az, kimi çok, birer suçlu olmak zorundadırlar. Tersi durumda zaten sivrilmelerine olanak yoktur; öte yandan sürünün içinde kalmayı da yine doğaları gereği kabul edemezler..." S. 323
"Acı ve üzüntü, engin bir bilinç ve derin bir yürek için her zaman zorunludur." S. 330
"İnsan ne kadar kurnazsa, basit şeylerden tuzağa düşürüleceğinden o kadar az kuşku duyar. Çok, çok kurnaz bir insanı özellikle de en basit şeylerden tuzağa düşürmek gerekir." S. 336
" 'Genel mutluluk' için uğraşıyorlar... Hayır, ben dünyaya bir kez geldim ve bir daha da gelmeyeceğim: 'Genel mutluluk' falan bekleyemem... Ben kendim için yaşamak istiyorum, yoksa hiç yaşamayayım, daha iyi... Ben yalnızca, cebimdeki rubleyi sımsıkı tutup, 'genel mutluluk' bekleyerek aç bir annenin önünden geçmek istemedim. 'Genel mutluluğu kurmak için gerekli tuğlaları taşıyor ve bundan da gönül rahatlığı' duyuyorlarmış! Hah-hah-ha!" S. 342
"Hiç hoşlanmıyor görünmelerine karşın, kadınların bazen aşağılanmaktan çok, ama çok büyük zevk aldıklarını söylemeye gerek bile görmüyorum. Gerçi bu herkeste böyledir, insanlar genellikle aşağılanmaktan çok, ama çok hoşlanırlar. Bilmem siz de fark ettiniz mi? Ama kadınlar için bu özellikle böyledir. Hatta denilebilir ki, yalnızca bununla yetinirler, bununla yaşarlar ve başka hiçbir şeye gerek duymazlar." S. 352
"Hayaletler, başka dünyalardan parçalar, bölümlerdir, onların başlangıcıdır. Sağlıklı bir insanın bunları görmesi için hiçbir neden yok, çünkü sağlıklı insan, yeryüzü insanı demektir, yani bu dünyada yaşayan insandır, yeryüzünün düzeni bunun böyle olmasını gerektiriyor. Ama şu sağlıklı insan biraz hastalanıverince, yani organizmasınındaki normal yeryüzü düzeni bozuluverince, bir başka dünyanın olabilirliği kendini duyurmaya başlar; hastalık arttıkça öteki dünya ile yakınlık da artar. İnsan öldüğünde ise doğrudan doğruya öteki dünyaya göçer gider. Ne zamandır düşündüğüm bir konu bu benim. Eğer öbür dünyaya inanıyorsanız, bu düşüncelere de inanabilirsiniz." S. 360
"Bu dünyada insan insana ancak kötülük edebiliyor, anlamsız birtakım biçimcilikler nedeniyle bir damla olsun iyilik yapabilme hakkına sahip değiliz. Çok saçma bir şey bu." S. 365
"Ben senin önünde değil, insanlığın çektiği acıların önünde eğildim" S. 401
"Bence zekâ olaganüstü bir şeydir; doğanın süsü, hayatın avuntusudur..." S. 427
"İnsanın doğası, insanın aynasıdır, hem de ne ayna! Geç karşısına, kendini hayran hayran seyret!" S. 428
"Mademki kadın her bakımdan erkeğe eşittir, hatta güç bakımından da, ki bunu doğruluyorlar, öyleyse burada da eşitlik olmalıdır. Aslında daha sonra yine düşündüm konu üzerine, temelden böyle bir sorunun olmaması gerek; çünkü kavga diye bir şeyin olmaması gerek. Yarının toplumu için zaten düşünülemez bir şeydir kavga; bu böyle olduğuna göre kavgada eşitlik aramak da kendiliğinden saçma bir şey olup çıkıyor... O kadar aptal değilim artık... Evet, gerçi şimdi kavga var, yani ileride olmayacak... Ama şimdilik var... S. 457
"İnsanlığa yararlı olan her şeyi soyludur! Benim anladığım bir tek kavram var: Yararlı!" S. 463
"... kişisel yardımlara, iyilikte bulunmalara ilkesel olarak karşıyımdır, çünkü kötülüğü kökünden kaldırmaz bu tür davranışlar, hatta tam tersine besleyip büyütürler." S. 469
"Herkesin akıllı olmasını beklemenin çok uzun süreceğini anladım, Sonya. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini... İnsanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini! Ya, böyle işte! Bu bir yasa Sonya, yasa. Akılca ve ruhça kim sağlam ve güçlüyse, insanlara onun buyuracağını biliyorum artık! Kim daha yürekliyse, haklı olan da odur. Her şeyin içine tükürmekte, aldırmazlıkta en ileri gidenler, yasa koyucu olurlar. Herkesten daha gözü pek olan, herkesten daha haklıdır! Bugüne kadar böyle gelmiş, bu bundan sonra da böyle gidecek! Bu gerçeği ayırt edemeyenler kördür!" S. 521
"Bir genç kızın yüreği acımaya başladığı zaman, kendisi için son derece tehlikeli bir durum da başlamış demektir. Çünkü genç kız, söz konusu mahvolmuş kişiyi 'kurtarmak', akıllandırmak, diriltmek, daha soylu birtakım amaçlara yöneltmek ve yeni bir hayatın, eylemin içine sokmak isteyecektir; böyle bir durumda bu türden daha nelerin düşlenebileceği bilinen bir şey." S. 594
"Herkes kendisi hakkında kendisi karar verir ve kendini en iyi aldatabilen, herkesten daha neşeli yaşar." S. 602
"Amaçlanan şey iyi ise, işlenecek bir cinayet uygun görülebilir. Yani bir kötülüğe karşı, yüzlerce güzel şey!" S. 615
"Engin ruhluluk dehadan yoksunsa, bir felakettir." S. 616
"Başarısızlığa uğradı mı, her şey aptalcadır!" S. 649
"Yalnızca var olmak ona her zaman az gelmiş, o hep daha fazlasını istemişti. Kendisini başkaları için söz konusu olmayacak birtakım haklara sahip bir insan gibi görmesinin nedeni de, belki yalnızca isteklerindeki bu güçlülüktü." S. 678
"Acı ve gözyaşı da bir hayattır!" S. 678