Tolstoy'un savaş temasına bakışını çok seviyorum. Bence o, savaşmanın insanın bir amaç uğruna feda olma dürtüsüne hitap ettiğine inanıyordu. Bu fikri çok sevdim çünkü idealizmin temelinde de kendini kutsal görülen bir ideaya feda etmek vardır ama bunu genelde üretme, yetiştirme temasıyla görürüz. Bunu savaş ve yıkımla birleştirmek üstelik bunu akıcı bir anlatımla aktarmak harika bir iş. Savaş ve Barış'ta ilk sahnede Andrey (aynı bu dürtü ile savaşa katılmaya karar vermiştir) Piyerle konuşur ve ne hissettiğini anlatmaya çalışır. Piyer ise hayatı yaşamanın feda olmaktan çok daha mantıklı olduğunu söyler ve onun duygularını umursamaz. İlk savaşın ardından bu sefer Piyer'i bir amaca adanmış (masonluk), Andrey'i ise savaşın yıkıcı haline şahit olmuş şekilde umursamaz görürüz. Bu ve bunun gibi Savaş ve Barış'ın vermek istediği birçok mesaj bence net şekilde Sivastopol'da var olmuş. Yazarı ve diğer eserlerini tanıyanlar için okuma zevki çok yüksek, yazara pek ilgi duymayanlar içinse insani açıdan savaşa yaklaşmak için ilgi çekici bir kitap. Bu kitabı sevenlere Andreyev'in Kızıl Kahkaha eserini ve Tarkovsky'nin İvan'ın Çocukluğu filmini öneririm.