Eser hem Kurtuluş Savaşı temalı romanlardan ilki olması ile hem de edebiyatın toplumsal tarihe kaynaklık ettiği eserlerden biri olması nedeniyle oldukça değerli. Eserde Kurtuluş Savaşı'nda yaralanan İstanbullu bir subayın anılarını dinliyoruz. Dönemin gerçeği bir aşk hikayesi ile kurgulanarak verilmiş fakat biz işgal ve direniş yıllarını arka planda değil, eserin tamamen merkezinde görüyoruz. İzmirli Ayşe'nin duyguları; metaneti, hırsı, inancı, İstanbul'da yabancı himayeyi kabullenmeye hazır salonlarda hissettiği yabancılık... Hepsi çok güzel ve akıcı şekilde betimlenmişti. Kitabın sonunda aklımda çok fazla soru işareti kaldı, aslında sorudan ziyade üstüne konuşma ihtiyacı hissettiğim bir kitap oldu. Kurtuluş Savaşı ruhunu sevenlerin zevkle okuyacağı bir kitap. İşgallerin ve yaşanan vahşetin daha açık bir şekilde anlatıldığı kitap arayanlara Yakup Kadri'nin Milli Savaş Hikayeleri eserini öneririm. Ateşten Gömlek işgalin vahşetinden çok ortaya çıkardığı ruhu anlatıyordu. Son olarak Halide Edip'in kadın karakterlerinin edebiyatta özel bir yeri olduğunu biliyoruz. Ayşe, Handan ve Rabia kadar iz bırakan bir karakter değil ama üstüne düşündüğümde bu üç karakter de hem birbirinin aynı hem de tamamen zıttı gibi geliyor. Üçünün aynı eserde karşılaşmasını çok isterdim. Acaba Ayşe, Handan'a nasıl bakardı ya da Handan savaş ruhunu görünce her şeyi bırakıp Anadolu'ya gelebilir miydi? *** Keyifli okumalar dilerim.