Bugün, insan zihninin derinliklerine doğru bir yolculuğa var mısınız benimle? Cevap evetse Anna O. 'ya beraberce bir yolculuğa çıkalım.
Anna Ogilvy, annesi yüksek düzey bir devlet görevlisi, babası ünlü bir iş adamı ve kendisi kendi kurduğu trendi yakalayan bir derginin yaratıcı beyni olan 25 yaşında bir yazardır. Ailesi ve iş ortakları ile bir haftasonu gezisine çıkar ve ertesi gün iki kişiyi öldürmüş dünya tarafından tanınan eli kanlı bir katil olarak tanınır. Burada uyanır diyemiyorum çünkü Anna uyanmaz. Anna cinayetleri işlemiş ve uyumuştur. Uyanmamacasına. Psikolojide "vazgeçme sendromu" olarak adlandırılan bir psikomatik bozukluğa yakalanmıştır.
Dört yıl boyunca gözlerini açmayan Anna'nın fanları da oluşur sevmeyenleri de ve Uyuyan Güzel olarak adlandırılır. En sonunda uyanıp yargılanmasının zamanı geldiğini düşünen Adalet Bakanlığı yazdığı bir makale sebebiyle bu işi çok gizli bir şekilde adli psikolog Dr. Benedict Prince'e verirler. Dr. Prince uykuda işlenen suçlar konusunda uzmandır aynı zamanda.
Dr. Prince Anna'ya bağlanır ve işi sadece onu uyandırmak olduğu halde olayı araştırmaya başlar. Bu arada ortağı gizemli bir şekilde bir cinayete kurban gider.
Dr. Prince Anna'yı uyandırmayı başaracak mıdır ya da olayı çözmeyi ya da kimin kurban kimin suçlu olduğunu...
Kitapta bir yerden sonra kim suçlu, kim kurban rastladığımız her isimle ilgili teoriler üretmeye başladığımız noktaya varıyoruz. Sanki olaylar yavaş ilerliyor gibi gelse de bu his okuduktan sonra doğuyor içinize ve kesinlikle kitabın akmasına engel olmuyor. Bölümler kısa kısa ve bir bölüm daha derken sayfalar akıp gidiyor. Yazarın anlatımı akıcı, merak uyandırıcı ve sürükleyici.
Kitap okumayı sevmekten dolayı, istisnalar dışında her okuduğum kitapta harikaydı vb. hisleriyle kapatıyorum kitapları ama Anna O. uzun zamandır okuduğum kitaplardan birkaç basamak üste çıktı ve kesinlikle uzun süre aklımda kalacak o kitap bu kitap.