Altın Krallık Lidya
Anadolu'nun en zengin ülkesi Lidya'da her bahar gelişinde olduğu gibi yine kutlamalar yapılıyordu. Altın Prens Atys savaşa gideceği anı bekliyor ve bunun için sabırsızlanıyordu. Fakat Kral Kroisos rüyasında oğlunun bir mızrakla öldüğünü görür. Bunun üzerine Sardes'te ne kadar mızrak varsa hepsi toplatılır ve kehanetler sorgulanır. Bu sırada doğuda büyük bir ayaklanma başlamıştır ve savaş giderek yaklaşmaktadır. Savaşı geciktirdikleri her an onların lehlerine işlemektedir. Ama bu Tanrıça'nın onayı olmayan bir savaştır ve maalesef ki bu durum göz ardı edilmiştir.
Kral Kroisos, Atys yerine savaşa kendi gidecek ve yanına küçük oğlu Pythos'u da alacaktır. Kral da olsa o önce bir babadır ve oğullarını korumak her şeyden önceliklidir. Geçmişte kendi yaşadıklarını oğulları yaşamasın ve taht savaşı çıkmasın diye Pythos geri plana atılmış, öncelik hep Atys'e verilmiştir. Bunun doğru bir karar olup olmadığını ise Kral Kroisos kendi içinde sorgulamakta ve kendiyle içsel bir çatışmaya girmektedir.
Bir yanda savaş, bir yanda içlerindeki hainler her yanlarını sarmışken hiçbir şey kolay olmayacaktır.
Mitoloji okumayı çok severim. Üstelik tarihi bir kurguyla harmanlanmışsa daha da çok severim. Peki ya siz sever misiniz?
İlk başlarda biraz karışık gibi gelen kitap ilerleyen bölümlerde sağlam kurgusu ve anlatımıyla alıp götürdü. Tanrılar, Tanrıçalar, satirler, tapınaklar, Lidyalılar, Frigler, Persler, Amazonlar... Büyük bir heyecanla okudum hepsini. Taht uğruna verilen mücadele ve bu mücadelede yitip giden hayatlar. Ama bu hep böyle olmamış mıdır?
Benim gerçekten çok severek okuduğum bir kitap oldu. Türü sevenlere de mutlaka tavsiyemdir.
Her Ay Okuyanlar Kulübü