Merve Arslan 'ın kelimeleri içime işledi. okudukça, bir hikâyeden çok, bir yaranın içini gördüm sanki. her satırda biraz daha sustum, biraz daha içime döndüm.
hikâyenin en karanlık yerinde bir anne var... suna. yaşadığı travmanın ağırlığını yıllarca içinde taşımış. evlendiği adamın babası tarafından uğradığı iğrenç bir ihlal... ve o geceden sonra dünyaya gelen evin. annesi, onun varlığına hiç dokunamamış. her bakışta aynı acıyı yeniden yaşamak gibiymiş evin’e annelik.
evin ise, daha ne olduğunu anlamadan reddedilmiş bir çocuk. sevilmeyen, istenmeyen, sadece “katlanılan” biri gibi büyümüş. iç sesiyle konuşurken sanki bir başkasının değil de, kendi kalbimin yankısını duydum. bir çocuğun sevgiye duyduğu açlık, insanın içini delik deşik eden bir boşluk bırakıyor.
sayfalar ilerledikçe sadece bir hayat hikâyesi değil, bir toplumun karanlık aynası açılıyor önümüze. kadının yok sayıldığı, yalnız bırakıldığı, susturulduğu bir dünya... şiddetin ve sevgisizliğin sıradanlaştığı bir yaşam... ve tüm bunların ortasında büyümeye çalışan, var olmaya çalışan bir çocuk.
kitap boyunca defalarca durup nefes almak zorunda kaldım. gözlerim doldu, sinirlendim, sorguladım. annenin sevgisizliğine kızdım ama sonra anladım... bazen insan sevmeyi de öğrenemiyor. çünkü ona da hiç sevgi gösterilmemiş. bir yerden sonra herkes, bir öncekinin yarasını taşıyor.
evin’in iç konuşmaları, halüsinasyonları, krizleri... yazar bunları öyle gerçek ve sade bir dille anlatmış ki, sayfalar arasında bir karakter değil, gerçek bir insan varmış gibi hissettim. o kırılmış ruh hâli, insanın içine dokunan o suskunluk... hepsi çok tanıdık geldi.
bu kitap, okuduktan sonra yerli yerine oturmayan duygular bırakıyor insanda. bir şey değişiyor. belki biraz daha sessiz oluyorsun, belki bazı bakışları daha dikkatli okuyorsun.
“yarım hece” uzun süre unutulmayacak bir iz bıraktı bende. okudukça değil, hissettikçe büyüyen bir kitap bu. okuyacak olanlara sadece iyi okumalar değil, güçlü bir kalp diliyorum.
Yarım HeceMerve Arslan · Tilki Kitap · 202529 okunma