Puan vermedi·180 syf.····Okunma: 25 Nisan 2025 16:22 KÖK İNSANLIĞIN SAKLI TARİHİ
Yazar Hamza Yardımcıoğlu insanlık tarihini, semavi ve pagan dinleri üzerinden yorumlamış ve hepsinin kaynağının aynı olduğu iddia etmektedir. Bunu yaparken semavi dinlerin kitaplarından örnekler vermekte, Latin Amerika, Hint, Uzak Doğu, Orta Asya Mitolojilerinden de destek almaktadır.
Özellikle İsrailoğulları’nın tarihi kendi kitaplarından (Eski Ahit, Yeni Ahit, Tevrat, Enok) yola çıkılarak anlatılmış, Kral, Hakim, Hüküm terimleri kendisince yorumlanmıştır.
Yahudilerin yasaklı kitabı Enok’un neden yasaklı olduğu, içindeki bilgileri mistik bir havada aktarırken insanlık tarihindeki kırılma noktaları ele alınmıştır.
Bu kırılma noktalarının ilki Nuh Tufanı, ikincisi Babil Kulesi’nin inşası ve Tanrılarla Savaş, üçüncüsü ise henüz gerçekleşmemiş, Tanrı’nın hükmünün yer yüzüne hakim olacağı son aşama olarak değerlendirilmiş.
Eski Ahit, Yeni Ahit, Enok, İncil ve Kuran’ın benzer olaylara işaret edildiği örnekler verilmiştir.
Ben diğer semavi kitaplara hakim olamadığım için yorum yapamıyorum ama Kuran ile alakalı yapılan çıkarımlar ve ilişkilendirmelerde sağlıklı bir köprü kurulmadığı kanısına vardım. Bu kanıya salt ilgili Kuran ayetlerini okuyarak değil, tevsirlere bakarak vardım. Yani, yazar ortaya koyduğu tezleri ispatlamak için, bence biraz zorlama bir yöntem ortaya koymuştur.
Özellikle Yahudi kaynaklarında verilen örneklerde, tanrı diye tasvir edilen varlığa çokça eksiklik atfedildiğini de gördüm. Mesela peygamberlerine tanrı ile pazarlık yapıp istediklerini yaptıran bir topluluk, ya da huzurdan kovulan melek/cinlerin tanrının hükmüne son vermek için yeryüzünde insan ırkı ile birleşerek melez bir ırk (devler) ortaya çıkarması gibi iddialar var ki bence iyi bir hayal gücü ürünüdür.
Yazar Yahudi kaynaklarından yola çıkarak gerçek ve tek kral tanrıdır diyor ve bunu bazı Kuran ayetleri ile de destekleme çabasına girmiştir. Tam yazar da Tanrıya ortak koştu diye bir yere evrilirken, yazar birden konuyu Tevhide bağlayıp, adalet ve eşitliğin sadece Tanrı’nın öngördüğü ve istediği doğrultuda olursa sonuca ulaşılır diye bağlıyor.
Kitabın devamında zaman-uzay bilimsel açıdan ele alınıp, göksel varlıklarla ilişkilendirme yoluna başvurulmuştur.
Uzay ve zaman bilimsel temele oturtulduktan sonra, Hızır ve Zülkarneyn’in aynı kişi olabileceği tezi ileri sürülmüş ve zaman yolcusu olabileceği söylenmiştir. Ayrıca İslam Dini’nde Hızır ya da Zülkarneyn olarak bilinen zaman yolcusunun, Yahudilikte de aynı kişi olan karşılığı verilmiştir. İngiliz mitilojisindeki Kral Arthur ile Hızır’ın da aynı kişi olduğu hatta Kelt mitolojisindeki zaman yolcusu ile aynı kişi olduğu ileri sürülmektedir. Hızır zaman yolculuğu yaparken aynı zamanda yeryüzündeki bazı olaylara da müdahale etmekte ve bunun da kendisine biçilen bir görev olduğu söylenmektedir.
Türk mitolojisinde de Oğuz Han’ın Zülkarneyn ile aynı kişi olabileceği savı ileri sürülerek, yine diğer medeniyetlerde olduğu gibi Sirius takımyıldızından gelen göksel yaratıklar temelli bir medeniyetin üzerinde durulmuş. Bu tez ileri sürülürken; Oğuz Kağan, Ergenekon, Altay Yaradılış efsaneleri de delil olarak sunulmuştur.
Tanrıların Dönüşü:
Yazar, bütün dinlerde Tanrı’nın Krallığı’nın yeryüzüne hâkim olacağı inanışını olduğunu ileri sürüp, bu doğrultuda kutsal kitaplardan deliller vermektedir. İnsanın bir genetik mühendislik ürünü olduğu da ileri sürülmektedir. Bu bölümde esas olan ilginç kısım ise; Tanrı’nın (Sirius takım yıldızının tanrısı diye de belirtmiş) yönetiminin despotik bir yönetim tarzı olabileceği, şeytan ve iblis diye nitelendirilen yaratıkların bu despotik yönetim tarzına karşı çıktıkları için ötekileştirilip, kötü olduklarına dair evrensel bir propagandaya maruz kalmış olabileceğimiz görüşüdür. Bu görüşün devamında yazar; “Evreni ve ilahi mesajları doğru okuyabilmenin en önemli gerekliklerinden biri, ön yargılardan ve tabulardan bağımsız düşünebilen bir zihindir. Özgür olmayan bir zihin, dinle ilgili esprili ama akılcı bir yaklaşımı bile dehşetle karşılayabalir.” Gibi bir düşünce ile noktalayarak kendi durduğu yeri ve bir önceki açıklamasını açıklamya girişmiş, ya da bize böyle düşündürmektedir.
Son bölümde, insanlık tarihinin öne sürüldüğü gibi 11-12 bin yıl öncesine dayanmadığı çok daha eskiye dayandığı iddia edilmektedir. Buna delil olarak da yaşadığı iddia edilen ve Kuran’da adı geçen peygamberlere ait herhangi bir mezarın, anıtın ve yaşadıklarına dair tarihsel bir kanıtın (güncel tarihi verilere göre) olmaması sunulmuştur. Dahası Hz. İsa’nın 2 bin yıl önce değil, çok daha eski bir tarihte yaşadığı öne sürülmektedir. 100 bin yıl civarında olduğu iddia edilen insanlık tarihinin, çağlar boyunca meydana gelen küresel ve yerel tufanlardan kaynaklı olarak yok olduğu dile getirilmiştir.
Şahsi Görüşlerim :
Kitabı daha hiç okumamışken, mevcut tarihsel veriler ile kutsal kitaplardaki verilerin kıyaslanıp bu doğrultuda eleştirel bir bakış açısı geliştirildiğini düşünüyordum. Kitabı alıp okumaya başladıktan sonra bir Müslüman olarak, “Tanrı’ya” atfedilen noksanlıklar ve kusurlar beni kitabı okumaktan alıkoyacaktı ki, bakış açımı değiştirdim.
Kitabı, dini metinleri işleyen, mitlerini mercek altına alan ve arasındaki bağlantıları konu alan bir kitap olarak okumaya başladım. Zaman zaman, özellikle Yahudilerin inanışlarındaki sistematiği görünce bugün yaşanan sıkıntılara verdiğim anlam değişti ve şaşırdım.
Bahsettiğim bakış açısı ile okunacaksa bilgi alınabilecek, hatta hayal gücümüzü bile geliştirecek bir kitap diyebilirim.