Bir Garip Şövalye Don Quijote: Deli mi Dahi mi?
9/10
·910 syf.··
2025 3. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2025 00:00
Don Quijote'nin iki cildi üzerine ayrı ayrı bir şeyler yazmıştım. Onları birleştirerek burada da paylaşmak istiyorum: Don Quijote 1. Cilt Don Quijote, namıdiğer La Manchalı Yaratıcı Asilzade, büyük gezgin şövalye. Dünya edebiyatının ilk romanı kabul edilen bu romandan çok önce yazılmış başka örnekler de elbette var. Fakat bu romanı, roman türünün ilk başarılı örneği ya da ilk modern roman olarak kabul etmek daha sağlıklı olacaktır. İlk cilt üzerine birkaç kelam edip asıl söylemek istediklerimi 2. cildin sonuna bırakmak istiyorum. 1605 yılında yayımlanan bu romanı birçok açıdan değerlendirmek mümkün. İlk ciltte, okuduğu şövalye romanları sonrasında kendisi de gezgin şövalye olmak uğruna ismini değiştirip köyünü terk eden Alonso Quijana’nın maceralarını okuyoruz. Tabii ona eşlik eden bir de silahtarı var ki en az Don Quijote kadar nevi şahsına münhasır biri: Sancho Panza. Modernizmden belki 300 küsur yıl önce nasıl böyle modernist özellikler taşıyan bir roman yazmış Cervantes, insan gerçekten hayret ediyor. Üstkurmaca var, farklı metin türlerinden -şiir gibi- örnekler var. En önemlisi de toplum tarafından alay edilen, deli gözüyle bakılan bir başkahraman var. Romanda anlatılan birçok hikâye var. Roman bir yandan Don Quijote’nin maceralarını anlatırken bir yandan da başkalarının hikâyeleriyle besleniyor. Bu da romanın hacmini epey artırıyor. Romanda ilgi çeken asıl bölümler sanki bu başkalarına ait hikâyeler gibi. Romanın ilkel tarafı da yer yer göze batıyor. Zaman zaman olay akışının kesilip anlatıcı tarafından okura seslenilmesi bunların başlıcalarından. İlk kitap 52 alt bölümden oluşuyor. Her bölümün içeriğine uygun bir alt başlığı var. Bu da bana Osmanlı (divan) şiirindeki mesnevi geleneğini hatırlattı. Yine, romanda çok fazla tesadüfe yer verilmiş. Bu kadar fazla tesadüf bir yerden sonra dikkat çekiyor. Kahramanların bir şekilde denk gelmesi, anlatılan hikâyelere konu olan diğer isimlerin bir şekilde olay örgüsüne dâhil olması biraz ilk roman acemiliği diyebiliriz. Bu özellikleriyle de Don Quijote, bana daha önce okuyup çok sevdiğim Tılsımlı Yüzük adlı romanı anımsattı. O da bolca tesadüfün olduğu bir şövalye romanıydı. Gerçi orada çok fazla olağanüstülük de vardı ancak ben hem üslup hem içerik olarak benzettim açıkçası. Aslında bu roman şövalye anlatılarını eleştirmek için yazılmış. Cervantes, Don Quijote’nin deliliği üzerinden şövalye hikâyelerini eleştirir. İşin garip tarafı şövalyelik dışında Don Quijote gayet aklı başında bir insandır. Her konuda mantıklı fikirleri olsa da konu gezgin şövalyeliğe gelince çevresindekileri dehşete düşürecek kadar aklını yitirmektedir. Romanda dönemin edebiyat, siyaset, adalet hatta ahlak anlayışını da net bir şekilde görüyoruz. Don Quijote’nin yaşadığı her macera farklı konularda sanki okura bir ders, bir ibret verir gibidir. Hayal âleminde yaşayan kahramanımız için değirmenler ya da şarap tulumları devdir, hanlar şatodur, han sahipleri de aslında şatonun sahibidir. Yine yoldan geçen herhangi biri onun için korkunç bir düşman şövalyedir. Bu hayalî üretimler Don Quijote özelinde uzar gider ve romanın mizahi yönünü oluşturur. İlk cildin sonuna geldiğimizde birçok macera yaşamış olan kahraman şövalyemiz binbir güçlükle köyüne geri getirilir. Tabii macera 2. ciltle devam edecektir. Bizim delinin durup dinlenmeye pek niyeti olmasa da bu çok zorlu maceralar onu bitkin düşürmüştür. Kâh dayaklar yemiş kâh aşk acısından kendini dağlara vurmuştur ve nihayet köyüne dönüp yaralarını sarma vakti gelmiştir. Bakalım kahraman şövalyemiz bundan sonra neler yaşayacak? Don Quijote 2. Cilt Don Quijote’nin 2. cildini okurken hep 1. cildi ile mukayese ettim. 1. ciltte bahsettiğim detaylara tekrar dönmeyip daha çok iki cilt arasındaki farklar üzerinde durmaya çalışacağım. 2. cildin yayımlanma tarihi 1615. Yani iki cilt arasında 10 yıllık bir zaman dilimi var. Romanın 2. cildinde buram buram üstkurmaca var. Aslında ilk ciltte de bu üstkurmacayı görüyoruz fakat 2. ciltle birlikte bu daha farklı bir boyuta geçiyor. Aslında bu romanın Mağripli bir yazarı vardır, adı da Seyyid Hâmid Badincani’dir. İşte biz aslı Arapça olan bu Don Quijote adlı romanın tercümesini okuruz. Yani romanın anlatıcısı, bize bir başka anlatıcıdan bahseder. Romanın oluşumunu da böylece görmüş oluruz ki bu tekniğin asıl amacı da budur. Yazar, okurla anlatıcı arasına mesafe koyar. İlk ciltte de bu durum açıkça anlatılmışken ikinci ciltte Don Quijote’nin başka başka yazarları ortaya çıkar, asıl farkı yaratan da budur. İkinci cildin başında Don Quijote ve Sancho Panza, kendi köylerinden bir dostları sayesinde hikâyelerinin yazıldığını, kitap olarak basıldığını ve çokça okunduğunu söyler. Zoraki de olsa köyüne dönmüş olan Don Quijote, güç toplayıp istirahat ettiği sırada bunları öğrenir. Sonrasında yine Sancho ile yollara düşer ve tekrar maceralara atılır. Bu maceralar sırasında karşılaştığı kişiler genellikle onu tanır, onun maceralarını bilir. Onun hikâyesini basılan kitaptan okuyan bu kişiler, Don Quijote’yi deli olarak görmekle beraber ona saygı duyarlar. Delilik ile dahilik arasında gidip gelen Don Quijote karşılaştığı herkesi şaşırtmasını bilir. Bu ortada dolaşan kitapta birçok yanlış bilgi de vardır. Don Quijote zaman zaman bu yanlışlıkları düzeltmek adına farklı planlar yapar, rotasını değiştirir. Romanın sonuna kadar bu kitap mevzusu hiçbir macerasında onun peşini bırakmaz. Bu ciltte benim de dikkatimi çeken, aynı zamanda bu romanın asıl yazarı olarak gösterilen Seyyid Hâmid Badincani’den aktarıldığına göre yan hikâyelere yer verilmez. İlk ciltte Don Quijote’den bağımsız birçok yan hikâye görürüz. Bu ciltte ise bunlar hiç yoktur. Bunun sebebi de yazar şöyle açıklar: Okuyucunun Don Quijote’nin kahramanlıklarının gerektirdiği dikkati bu hikâyelere veremeyeceğini, onları ya aceleyle ya da sıkıntıyla geçeceklerini, hikâyelerin kendi içlerindeki incelikleri, sanatı fark edemeyeceklerini düşünmüştür. Hatta bu hikâyelerin ayrıca yayımlanmış olsa, değerlerinin açıkça görüleceğini de ifade etmiştir. Hâl böyle olunca ikinci ciltte sadece Don Quijote’nin maceralarını okuruz. Don Quijote, bu maceraların önemli bir bölümünü ise Dük ve Düşes olarak geçen isimsiz iki kahramanla yaşar. Don Quijote’nin ilk cildini okumuş bu soylu kimseler Don Quijote ile karşılaşınca çok mutlu olurlar. Özellikle Düşes, Sancho’nun konuşmalarına bayılır, onunla vakit geçirmekten çok keyif alır. Bu iki soylu, uzun bir süre Don Quijote ve Sancho’yu misafir eder. İşte ikinci cildin genel olay örgüsünü de bu bölümler oluşturur. Dük ve Düşes, Don Quijote ve Sancho’ya bir dizi oyun oynar. Bunlar öyle oyunlardır ki bizim iki kafadar bu oyunlarla birlikte pek gülünç durumlara düşerler. Hatta bu oyunlardan birinin neticesinde kısa süreli de olsa Sancho vali olur. Akla hayale sığmaz oyunlar, kandırmacalar eşliğinde başlarına birçok olay gelir. Bütün bu alaylara rağmen her şeyi ciddiye alan Don Quijote, büyük bir kararlılıkla yoluna devam eder. Romanın sonuyla ilgili tat kaçıran bir şeyler söylemek istemiyorum. Don Quijote’ye oyun oynayanlar sadece Dük ve Düşes değildir; onu bu deliliğinden vazgeçirip köyüne geri döndürmek için dostları da seferber olur. Nihayet Don Quijote köyüne döner ve gezgin şövalyelik sevdasının bir delilik olduğunu fark eder. Aklı başına gelmiştir fakat iş işten geçmiş midir, onu da okuyanlar görsün. Her şeye rağmen tüm bu delilikleri olmasaydı Seyyid Hâmid’in yazdıklarını okumak mümkün olur muydu? Kurgu içinde kurgu, roman içinde roman. Dünya edebiyatında romanın ilk örneği olmasının yanında belki de modernist romanın ilk adımları da diyebileceğimiz Don Quijote. Romanın öz babası Cervantes’in, kendisini izleyen tüm romancıları yapıtlarının ‘üvey’ babası konumuna düşüreceğini okuruna seslenirken bilebilir miydi?
Don Quijote (2 Cilt Takım)Miguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 202527,5bin okunma
·
783 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Onur Biçer
Gönderi Sahibi
Bu arada başlıkta inatla dâhi şeklinde uzatma işareti ile yazmama rağmen 1000Kitap kabul etmedi ve dahi olarak yazdı. İlgili kelimenin doğru imlası dâhi şeklindedir.