Yatak Odasında Felsefe’yi okurken birkaç kez kitabı kapatıp düşündüm: “Gerçekten bunu mu söylüyor?” Evet, Marquis de Sade her şeyin haz için yapılabileceğini savunuyordu. İlk başta sadece provokatif geldi ama sayfalar ilerledikçe bu fikir bana Machiavelli’yi anımsattı. Orada güç için, burada zevk için her şey mubah.
Okuması kolay değil. Her şeyin açık açık yazılması, sınır tanımaması başta beni zorladı ama sonra fark ettim ki asıl zor olan onun söyledikleri değil, benim o düşüncelerle yüzleşmemdi. Toplumun, dinin, ahlakın bize öğrettiği şeylerle yetişmiş biri olarak “zevkin felsefesi”ne bu kadar doğrudan bakmak tuhaf ama aynı zamanda özgürleştiriciydi.
Kitabı okurken kendime hep şu soruyu sordum: “Ben gerçekten neye karşıyım? Yapılanlara mı, yoksa düşünülmesine bile mi?” Sanırım Sade tam da bunu sorgulatmak istiyor. Ne kadarını biz seçiyoruz, ne kadarını bizim yerimize başkaları belirliyor?
Yatak Odasında Felsefe’yi herkese öneremem, ama zihninin sınırlarını zorlamak isteyen, düşüncelerini biraz sarsmak isteyen biriyseniz bir şans verin derim. Çünkü bazı kitaplar sizi rahatlatmaz, rahatsız eder. Ve bazen o rahatsızlık, büyümenin ta kendisidir.