Gerçeklerin; er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır, sözünün kitaplaşmış halisin Yırtıcı Kuşlar Zamanı ..
Nereden başlasam, nereden çıksam bilemedim, kitap sizi bir yerden alıp başka yere fırlatıyor. Evet evet fırlatıyor bildiğiniz fırlatıyor mesela çatışmanın ortasına falan, sonrası zaten her şey birden bire oluyor. Misal birden kendinizi uyuşturucuyla mücadele ederken bulabiliyorsunuz, sonra hop oradan alıp cinayeti çözmeye devam ediyorsunuz, cinayeti çözmeye devam ederken şüpheler, ihanetler silsilesi içinde buluveriyorsunuz kendinizi, ya da sonra birden bire kendinizi o şiddetli yağmurun altında bitmiş, tükenmiş şekildeyken bulabiliyorsunuz. Anlayacağınız bütün duyguları, adrenalinleri yaşıyorsunuz. Aslında sıkı bir Ahmet Ümit okuyucusu olmasaydım belki daha çok savrulurdum oradan oraya, çünkü gerçekten fazla ters köşe, fazla şaşırtıcı kör nokta var kitapta tıpkı hayat gibi..
İhanetin en kötü yanı, sadık insanlara duyduğumuz güveni de yıkmasıdır..
Doğru bildiğin her şeyin yalan olduğunu anladığın an. Ve bir hiç uğruna kaybedilen bir aile, bir hayat. Her şeyini aslında bir hiç uğruna kaybeden bir adam, bir polis..
Ah şu gerçeklerin ortaya çıkma huyu yok mu..