Zülfü Livaneli ******************** Kaplanın Sırtında
SPOİLER İÇERİR
********************
Ameliyat sürecimde okumaya başladığım bir kitaptı. Yarım bırakmıştım. Bir gayret, yarım kalmışlığımı bitirmek için devam etmeye karar verdim ve 2 gün içinde kitabı bitirdim. Aylardır nasıl bu kitabı bitiremediğimi düşündüm.
Zülfü Livaneli'yi Son Ada kitabı ile tanımıştım ve dilini, anlatımını çok sevmiştim. Beni yine şaşırtmadı ve diğer tüm kitaplarını okumam gerektiğini düşünüyorum.
Kitaba gelecek olursam; II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, Selanik'e sürgün edilmesi ve burada bir köşkte kapatılıp güneş ışığını bile görememesi anlatılıyor.
Bu arada, bence üzücü olan bu kısmı değil. 33 yıl boyunca her an öldürülme korkusuyla yaşamak, bence en korkutucu yanı. Dünyanın dört bir yanına hafiyelerini, ajanlarını salıyor; kim ne yapıyor, beni öldürmeye çalışan var mı diye sürekli diken üstünde... Ne kadar üzücü bir durum! Koskoca padişahsın. Ülken berbat bir dönemdeyken başa geçmişsin: bir sürü sorun, sıkıntı, pek çok düşman, kozmopolit bir ülke... Yani hiçbir yerinden tutamazsın.
Ama bu durumda bile gerçekten iyi idare ettiğini düşünüyorum. Savaş olmaması için uğraşlarını okuduktan sonra, gerçekten tam bir siyaset adamı olduğunu anlıyoruz zaten. Düşmanlarının arasını bozarak, "Hasta Adam" diye bilinen Osmanlı'nın ömrünü uzatabildiği kadar uzatmış.
Halk ne derse desin, İttihat ve Terakki Cemiyeti nasıl karşı çıkarsa çıksın; herkesin bir yöntemi varmış. Abdülhamid'in yöntemi de buymuş.
Ne kadar hoşuma gitmeyen yöntemleri de olsa, belki onunla aynı konumda olsaydım, aynılarını yapacaktım, kim bilir.
Zaten sanırım kitabın amacı da buydu: O döneme sizi götürüp o kişinin ağzından açıklamaları dinlediğinizde, düşman kesilmeye devam edemiyorsunuz.
Zaten tarihin büyüsü de bu değil mi? Şu anda saçma veya kötü gelen şeyler, o döneme gidip empati kurmaya başladığınızda mantıklı bir hale dönüşebiliyor.
Tabii bir de şuradan bakarsanız sevinirim: "Tarih tekerrürden ibarettir." derler ya... Şu anda Amerika'ya, Almanya'ya gittiğimizi düşünün; teknoloji, gelişim üzerine bir fuar olsun, her ülke katılsın. Diğer ülkelerin gelişim oranlarını görün (icat, teknoloji, silah); sonra Türkiye standına geldiğimizde, bize Türk kahvesi ve baklava ikram etsinler sadece...
Umarım tarih tekerrürden ibaret değildir. Abdülhamid döneminde olduğumuzu hissetmek beni üzüyor. Neyse, çok uzattım. Kitabı çok beğendim. Okumanızı öneririm.
Hep birlikte gelişmek dileğiyle, sevgiler...