Kazuo Ishiguro’nun okuduğum 3. kitabıydı bu ve yine beni hassas noktamdan vurmayı başardı. Bu adamın kaleminde ne var bilmiyorum ama bende bağımlılık yaptı sanırım.
Kitabımız ikinci dünya savaşı civarlarında İngiltere’de bir malikanenin baş uşağının yolculuğunu anlatıyor. O kadar zarif anlatıyor ki ama…
Sanki bir insanı tanımak gibiydi bu kitabı okumak. Sayfaları çevirdikçe katman katman derinlerine indim. Uşağın düşünce fırtınalarının arasından topladığım kırıntılarla yavaş yavaş oluşturdum kafamda hikayeyi.
Nasıl yaptı yazar gerçekten bilmiyorum ama başka bir insanın beynine hiç bu kadar yakından bakmamıştım. O kadar doğal o kadar karmaşıktı ki… Asıl duygularının yanından sıyrılıp başka olaylarla vakit kaybediyor gerçekten kendisi için önemli olanı bir türlü kavrayamıyordu.
Gerçek bi anlatım ustalığıydı bu kitap benim için. Yazar beyfendi oluşturduğu karakteri o kadar iyi tanımış ki satırlar sanki bir yazarın kaleminden değil de karakterimizin beyninin tam içinden
geliyor gibiydi. Oldukça naif bir anlatım. Fark etmeden kalbinizi ele geçiriyor.
Neyse kitap çok güzeldi okuyun.