Puan vermedi·99 syf.····Okunma: 20 Nisan 2025 23:37 Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Bazı kitaplar vardır hacmi az, bir solukta okunacak; ama bu onlardan değil tabi ;)
Ölümün eşiğinde adım adım ilerlerken kasvetin sarıp sarmaladığı, metoforların içiçe geçtiği, zaman algısını darma duman eden bir döngünün içinde hapsoluyorsun. Yazarın gölgesine hitabındaki monologda, bir çemberin içinde dönerken biraz yön değiştirip başka bir çemberin içinde buluyor insan kendini. Döngüye kapılıp hem aynı çember, hem de o çemberin bir uzantısı olan başka bir çemberde yol alırken son anda merkeze ulaşıyorsun. Bu kısım Jung'un gölge kavramı hakkında biraz bilgi sahibi olmayı gerektiriyor. Zira yazarın yaşantısı roman kahramları kadar uç değil ama bastırılmış gölgelerin yansımasıdır. Metofor karakterler birbirinden bağımsız gibi görünürken birden içiçe geçiyor; kim kimdi, kim neyi simgeliyoru düşünürken yorucu bir okuma süreci oluyor. Hazırlıksız ilk okumada algılanabilmesi güç oldu benim için, malum İran edebiyatına damga vurmuş kült bir eser. Yazarın hayatı ve birkaç makale incelemesi sonrası ikinci okuma daha verimli geçti. İki farklı çeviriden okuyarak anlamlandırmaya çalışırken hazmedebildim mi muallak!
Kırmızı Kedi çevirisi ile YKY çevirisi arasında oyumu YKY'dan yana kullanıyorum.
YKY çeviri:
"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar. Kimseye anlatılmaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem de alaycı bir gülüşle dinlerler bunları. Çünkü henüz çaresi de, devası da yok bu dertlerin." S.15
Kırmızı Kedi çeviri:
"Öyle yaralar vardır ki hayatta, ruhu cüzam gibi yalnızlıkta yavaşça yiyip bitirirler. Kimseye anlatılamaz bunlar; çünkü herkes bu inanılmaz yaralara genellikle tuhaf ve az rastlanan şeyler olarak bakar. Biri çıkar da bunları anlatmaya yahut yazmaya kalkarsa, insanlar yaygın kanıya ve kendi düşüncelerine göre, onları kuşkucu ve alaycı bir gülümsemeyle karşılar. Zira insanlık henüz bir çaresini bulamamıştır bu dertlerin." S.13
YKY çeviri:
"Gökte herkesin bir yıldızı olduğu doğruysa, benimki çok uzakta, karanlık ve pek önemsiz bir şey olmalıdır. Belki de benim hiç yıldızım yok!" S.59
Kırmızı Kedi çeviri:
"Düşündüm, 'Gökyüzünde herkesin bir yıldızı olduğu doğruysa, benim yıldızım uzak, karanlık ve anlamsız olsa gerekti. Belki de benim hiç yıldızım yok!' " S.72
Ayrıca İletişim yayınlarındaki son söz içerik analizi için müthiş bilgiler içeriyor ;)
Kırmızı Kedi
"Öyle yaralar vardır ki hayatta, ruhu cüzam gibi yalnızlıkta yavaşça yiyip bitirirler. Kimseye anlatılamaz bunlar; çünkü herkes bu inanılmaz yaralara genellikle tuhaf ve az rastlanan şeyler olarak bakar. Biri çıkar da bunları anlatmaya yahut yazmaya kalkarsa, insanlar yaygın kanıya ve kendi düşüncelerine göre, onları kuşkucu ve alaycı bir gülümsemeyle karşılar. Zira insanlık henüz bir çaresini bulamamıştır bu dertlerin." S.13
Kırmızı Kedi
"O an kendimden geçmiştim, sanki eskiden beri adını biliyordum onun. Gözlerinin ışıltısı, rengi, kokusu, hareketleri, her şeyi bana o kadar tanıdık geliyordu ki sanki ruhum önceki hayatımda, mânâ âleminden cisim âlemine geçerken onun ruhuyla komşu olmuştu. İkimiz de aynı özden, aynı maddeden yaratılmıştık ve işte bu yüzden birbirimize kavuşmamız gerekiyordu. Bu hayatta da ona yakın olmalıydım. Ona asla dokunmak istemiyordum, sadece bedenlerimizden çıkan görünmez ışınların birbirine karışması yeterliydi. İşte bu korkunç hadise daha ilk bakışta aşina gelmişti bana. Her zaman iki âşık; birbirlerini daha önceden gördükleri, aralarında özel bir bağ olduğu hissine kapılmaz mı?" S.19
Kırmızı Kedi
"Bu sessizlik ebedi bir hayat hükmündeydi benim için; çünkü ezel ve ebet halinde konuşma yoktur." S.20
Kırmızı Kedi
"İnsanın butimar kuşu gibi deniz kenarında kanatlarını açıp bir başına oturmasının daha iyi olduğunu zannederdim." S.42
Butimar: balıkçıl da denilen çok sayıda türü bulunan beyaz renkli, tüysüz, uzun boylu, uzun gagalı bir kuş türüdür. Efsanevi bir kuş olarak, su kenarında yaşasa da su kaynağının kurumasından korktuğu için asla su içmediğine inanılır. Klasik edebiyatta hüzün ve üzüntü sahibi insanları, müritleri/salikleri temsil etmek için kullanılır.
Kırmızı Kedi
"Hayatın kendisi baştan sona gülünç bir hikâye, inanılması güç, ahmakça bir masal değil midir? Ben de kendi hikâyemi, masalımı yazmıyor muyum? Hikâye ulaşılamayan arzular için bir kaçış yolu yalnızca. Her hikâyecinin kendisine kalıtımla geçen ve sınırlı ruh dünyasına uygun olarak hayal ettiği arzular..." S.56
Kırmızı Kedi
"Şimdiye kadar kendimi tanımamış olduğumu ve zihnimde canlandırdığım o dünyanın gücünü ve anlamını yitirdiğini düşünüyordum. Şimdi onun yerinde gecenin karanlığı hüküm sürüyordu. Ama bana geceye bakmayı, geceyi sevmeyi öğretmemişlerdi ki!" S.58
Kırmızı Kedi
"Düşündüm, 'Gökyüzünde herkesin bir yıldızı olduğu doğruysa, benim yıldızım uzak, karanlık ve anlamsız olsa gerekti. Belki de benim hiç yıldızım yok!' " S.72
Kırmızı Kedi
"Beni teselli eden tek şey, ölümden sonraki yok olma ümidiydi. İkinci bir hayat düşüncesi beni korkutuyor ve yoruyordu. Henüz içinde yaşadığım dünyaya bile alışamamışken, öbür dünya benim neyime!" S.78