“İnsan”ı kutsallıkla yeniden düşünmeye davet ediyor. Dücane Cündioğlu, modern zamanlarda değeri araçsallaştırılmış insan kavramını, kadim geleneğin ışığında, itibarını iade ederek yorumluyor. Şu cümlesi, eserin genel ruhunu adeta özetler nitelikte:
“İnsan olmak, bir kudreti değil, bir emaneti yüklenmektir.” Bu yaklaşım, Cündioğlu’nun insanı yalnızca düşünen bir varlık olarak değil, sorumluluğun ve emaneti taşımanın bilincine ermiş bir varlık olarak konumlandırdığını gösteriyor. Ona göre insan, evrende sadece bir tür değil, bir şahit, bir tanık, hatta bir hakikat taşıyıcısıdır. Cündioğlu’nun üslubu, yalın bir akademik netlikle tasavvufi bir sezginin iç içe geçtiği bir tarzı benimser. Her cümle, okuyucuyu durmaya, düşünmeye ve kendi iç dünyasına dönmeye davet eder. O, açıklamak için yazmaz; düşündürmek için yazar. Bu nedenle Hz. İnsan sadece okunacak değil, üzerinde düşünülerek içselleştirilecek bir metindir. Kitabın bir yerinde şöyle der:
“Anlamak bir bilgi işi değil, bir varoluş biçimidir.” Cündioğlu, modern bireyin kaygılarına, arayışlarına ve içsel yorgunluklarına da temas eder. Onun yaklaşımı bir öğretici gibi değil, bir yol arkadaşı gibidir. Bilgece bir tevazu ile konuşur; okuyucuyu bilgisiyle ezmez, aksine birlikte düşünmeye davet eder. Zaten Hz. İnsan’ın temel vurgularından biri de budur: İnsanın yolu, birlikte aramaktan, birlikte sormaktan geçer. Sonuç olarak Hz. İnsan, insan olmanın sadece bir doğumla kazanılmadığını, her an yeniden inşa edilen bir hakikat olduğunu hatırlatır.