Adı:
Hz. İnsan
Baskı tarihi:
Ekim 2009
Sayfa sayısı:
124
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944486965
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Nuh gemisine almadı beni; tektim çünkü. 
Elendim ve elenişim sırrını sulara gömdüm. 
Sahilsizdim. Hakikat gibi. 
Bir türlü göremedi dünya, ben bir hakikat idim.

Hakikat niçin hep yaşlı, niçin hep ıslak
Kavrayan mısın kavranan mı?
Delilik özgürlüktür
Kelbin kalbe secdesi
Hayy'dan gelen hû'ya gider
Hz. İnsan'ın tevazusu
Hep tevazu
Hikmet ve cinsellik
Sana benden kalan ne?
Bilmek niçin ıstırap verir?
Boşa konuşabilirsin, ama boşu konuşamazsın
‘’Küf kokan bir yazı bu ‘’

"İnsan ne olduğunu anlamadan insan oldu." (Homo non intelligendo fit omnia.)
Gianbattista Vico


Yaşadığımız evrende ne kadar sınırlı bir irademiz olduğunu biz insanlara göstermesi açısından yukarıdaki sözü çok değerli buluyorum. Var olmak, doğmak, doğduğumuz toplum ve coğrafya, anne babalarımız, dış görüntümüz, olanaklarımız gibi kim olduğumuzu/kim olacağımızı belirleyen belki sayfalarca miktarda çoğaltılabilecek koşulların hiçbiri bizim irademizle belirlenmedi. Herhangi bir eğitim, herhangi bir bilgi olmadan insan olmanın ağır yükü bindi omuzlarımıza. İnsan olmak!


Hemen bütün dinler, doktrinler, ekollerin idealize ettiği bir insan tipi vardır. Bizim dini terminolojimizde ‘’ eşref-i mahluk ‘’ olarak geçer bu insan tipi . Tin suresi dördüncü ayette Allah; ‘’ Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.( Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm(takvîmin). ‘’ buyurur. Peki sadece insan olmak ahseni takvim, eşrefi mahluk, ideal insan ve kitabın deyimiyle ‘’ hz. İnsan ‘’ olmak için yeterli mi? Dünyamızdaki trajedilere baktığımızda bahsedilen durumun her insanda açığa çıkabilecek bir potansiyel olduğunu ama bu potansiyel açığa çıkmadığı sürece insan olmanın ‘’insan olmak’’ için yeterli olmadığını rahatlıkla dile getirebiliriz. İnsan idrakiyle tefekkürü, kalbi ile tevekkülü başarabildiği sürece eşref-i mahluktur. İnsan vicdan lügatinden; ahde vefayı, fedakarlığı, muhabbeti, merhameti, letafeti, diğergamlığı, basireti eksik etmedikçe ve bütün bunları; erdemle, ahlakla, zarafetle birleştirip kendi dünyasına bunlarla muamele edebildiği sürece Ahsen-i takvimdir.

Peki ülkemiz özelinde düşünecek olursak bu ideal insan nerede? Neden etrafımıza baktığımızda kendi dinlerinin en küçük ayrıntısına kadar anlattığı bu insanın tam tersi profilde bir tavır sergileyen insanlarla dolu etrafımız. Her din, her ideoloji, her düşünce ve doktrin eninde sonunda ya ölmeye, ya da ölüp çağının gereklerine göre yeniden doğmaya mahkumdur. Şimdi özellikle burada gelecek itirazları duyabiliyorum. Dinde yeniden doğma olur mu; olur hem de zorunlu olarak olur. Eğer biz Kur’an evrensel ve tüm zamanlara hitap eden bir kitap diye bir iddiada bulunuyorsak bu değişim ve yenilenme bizim dinimiz için de olmak zorunda. Bu şuna benzer genel rölativite kanunu insanlığın ilk var olmasında nasıl geçerliyse şuan da öyle geçerli. Ama ilk insanların bu kanundan yararlanma biçimleri ile zamanımız insanının yararlanma biçimi arasında dağlar kadar fark var malumunuz. Oluşan bu fark, kanun aynı olsa da kanundan yararlanma niteliğimizin değişmesi ve zamana göre yorumlanmasından ibaret, kanunun değiştirilmesinden değil.(keza değiştirilemeyeceği de herkesin malumu)

Bugün çevremizde gördüğümüz- özellikle Müslüman alemindeki – hemen her sorun; geçmişine hapsolmuş, yüzlerce yıllık gelenek ve göreneklerle karıştırılmış bir dini yaşamaya çalışan, ama aynı zamanda çağın getirdiği olanaklardan da yararlanmak isteyen ve bu ikisi arasında sıkışıp kalmış, kısaca ne uhrevi ne de dünyalı olmayı becerememiş ‘’ hz. Hezeyan ‘’ arketipli insanlardan kaynaklanıyor. İnsan, toplumsal hayatı şekillendiren ona can veren zamanının çocuğu olmayı bağnaz bir şekilde reddettiği sürece, onun manevi dinamiklerine ruh ilka eden zeminini de yitirmeye başlıyor. Bugün yaşadığımız en temel sorun bu zeminsizlik sorunu.

Müslüman düşünce dünyası ve reel hayatı kendi rönesansını yapmaya muhtaç. Ama batı dünyasından farklı olarak bu rönesansa öncülük edip onu domine edebilecek, Müslüman dünyasının batıya oranla çok daha sabit olan fikirlerini değiştirebilecek, toplumdan kopmadan topluma rağmen radikal tedaviler üretebilecek, hurafelere, mistik söylemlere, kitle şuursuzluğunun ürettiği sadece kulak romantizmine hizmet eden lakırdılara kendisini kaptırmayan, fikren ve vicdanen hür, sadece doğrunun hizmetçisi olmayı kendilerine düstur edinmiş ‘’ fikir işçileri ‘’miz neredeyse hiç yok.

Böyle yokluklarla örülü bir çölde insanlar ister istemez her seraba acaba vaha olabilir mi umuduyla yaklaşıyor. Dücane Cündioğlu da bu minval üzere arayışta olan insanların radarına girmiş bir ‘’ hazret ! ‘’ Açıkçası piyasada gördüğümüz hepsi birbirinin klonu gibi duran hoca/araştırmacılara muhalif söylemleri dikkatimi çekmişti uzun zaman önce. Ama gerek muhalifliğinin cılız fikirlere dayanması, gerek sosyal medyada sergilediği tavır yüzünden kendisi okuma sıramda baya gerilerdeydi. Hz. İnsan kitabını ise sitede bir arkadaşımın hediye etmesi sayesinde okudum. Ve maalesef öngörülerimde haklı çıktım. Boş muhaliflik insanı aptallaştırır. Savunduğunuz ideolojiden ve fikirlerden bağımsız olarak aptallaştırır ve sizi komik duruma düşürür.


Karşı durduğunuz fikri fırtına ne kadar güçlü ise, görüşlerinizi dayandırdığınız zemin de en az o kadar güçlü olmak zorunda. Böyle büyük iddialarla ortaya eserler koyuyorsanız şayet, olabildiğince yalın bir dille, olanı daha da fazla karmaşıklaştırmadan ama fazla da basitleştirmeden, tutarlılıkla hareket etmek zorundasınız. Sadece bu kitaptan yola çıkarak değil sosyal medyadan gördüğüm, bildiğim kadarıyla da rahatlıkla söyleyebilirim ki Dücane Cündioğlu bu yazdığım özelliklerden çok uzak biri.


Özellikle bu kitabından anladığım kadarıyla Dücane beyin kendisine misyon edindiği şey klasik felsefe geleneğini ve tasavvufu modern zaman sosuyla marine edip yeni bir düşünce ekolü oluşturmaya çalışmak ama kendisi amaçladığı şeyden çok uzaklara düşüyor. Kıta felsefesini, analitik felsefeyi, İslam felsefe ve kelamını derinlemesine öğrenip, tahlil etmeden yüzeysel denebilecek seviyede bir bilme ile bir yere varılamayacağının ete kemiğe bürünmüş hali gibi kendisi. Akademik seviyede tartışmalara ve bu alanda yetkin isimlerle fikri çatışmalara giriyorsanız ortaya bir fikir koymak zorundasınızdır. Ama hazretin bütün yaptığı biraz Hegel, biraz Haldun, biraz Arabi, biraz Aristo ile ağızda kekremsi bir tat bırakan yer yer tasavvufa da göz kırpan (yer yer de toplama bilgisayarlara göz kırpan ) eğreti bir şey ortaya çıkarmak.


Bilgi anlamında öyle bir çağda yaşıyoruz ki bugün eski devirlerde olduğu gibi bir insanının birden fazla alanda otorite olması, o alanlarda uzman olması imkansız gibi bir durum. Her disiplin o kadar çok dallanıp budaklanmış, o kadar çok alt segmentlere ayrılmış durumdaki normal bir insanın bırakın bunlardan birkaçını, doğumdan ölüme birini tam olarak öğrenmesi bile çok zorlu bir öğrenme süreci ile mümkün olabilir ancak. Yaşı tutanlar hatırlar belki. Çocukluğuma denk gelen saçma bir dizi vardı; beşik kertmesi. Orada bir karakterin onlarca mesleği vardı. Kısaca kadın Türkiye'nin her şeyiydi. Dücane Cündioğlu'nun vikipedi sayfasına bakınca istemsizce bu dizi ve karakter geldi aklıma. Kendisi Türkiye'nin yeni her şeyi olmaya niyetlenmiş gibi duruyor. Mantık, hermenötik, dilbilim, felsefe, teoloji, psikoloji, tasavvuf, tarih, edebiyat, çeviri, sanat, mimarlık, sinema ve son zamanlarda da tıp, matematik ve hukuk alanlarda çalışmalar yapıyormuş kendisi.

Biraz ağır bir deyim olacak ama sergilediği tavır entelektüel anlamda madrabazlık yapmak. İki üç tane aforizma kasarak, uzmanı olmadığı konularda janjanlı birkaç cümle kurarak, her temayüz gösterene peygamber muamelesi yapan entelektüel anlamda yerlerde olan bir ülkede zühd pazarlayarak parlak bir kariyer gösterebilir kendisi. Ki sadece bizim ülkemizde de değil dünyanın genelinde yeni trend bu. Bilimin b’sini bilmeyenler bilim felsefesi yapmaya çalışıyor. Planck’ın kim olduğunu bilmeyenler kuantumun hayatımıza zottiri etkileri diye aforizma büktüğü kitaplar yazıyor, ve bilmedikleri konularda ahkam kesip duran bu insanlar peşlerinden sürükledikleri yığınlar sayesinde göz kamaştıran! kariyerler kuruyorlar.


Dücane Cündioğlu eğer gerçekten bir aydın olmak istiyorsa ve alanında başvurulan kaynak konumunda eserler vermek istiyorsa önce bu kafa karışıklığından kurtulmalı. Kendisine çerçevesi belli bir alan seçmeli ve hayatının sonuna kadar da bu alanda çalışmalı. Bir insan bir konuyu ancak o konuda yazılmış 50-100 kitap okuyarak ve teorik olarak 10000 saat çalışarak kavrayabilir ancak. Bu kadar çok çeşitli alanda böyle bir çalışma disiplinini tutturmak imkansız olduğundan bu alanların hepsinde birden bulunayım derseniz de dile getirdikleriniz ahkam kesmekten öteye gitmez. Böyle yapmadığı sürece kendisi gözümde bir imaj gurusu ve müstemleke aydını olmaktan öteye gitmez.


Son olarak kitabın biraz daha içeriğine odaklı birkaç şey söyleyip bitireyim lakırdılarımı. Deneme türünü sevmeme rağmen bağlam konusunda o kadar zayıf kalınmış ki kitabın sonunu getirmekte baya zorlandım. Literatüre hakimim, bu jargonu yaladım yuttum demek adına o kadar çok tanım cümlesi kurmasına, onca kelime tüketip el netice dile getirdiği hiçbir fikrini doyurucu bir biçimde açıklayamamasına sebep yukarıda anlattığım faktörler olmalı. Bir sayfada anlatılacak şeyleri sündüre sündüre uzakmaktan ve konunun etrafında dolanıp durmasından dolayı fazlaca sıkıyor insanı. ‘’ İnsan insanı insanda tanır, insan insan insanın amacıdır. ‘’ gibi mottovari kapalı cümleler yazdıklarını ağdalı dilli edebiyattan öteye götüremiyor maalesef. Arada kullandığı çok güzel cümlelere ve tespitlere rağmen fikrin sonunu getirmediği ya da denemenin sonunda bir iki cümle ile geçiştirmeye çalıştığı için denemelerin içine girmek pek mümkün olmadı benim açımdan. Kitabın sonuna geldiğimde ise bir çamaşır leğeni dolusu patlamış mısırı yemiş gibi oldum. Çenem yoruldu, doymadım ve basenlerimde birikecek yağ da yanıma kar kaldı.


‘’ Üzerine düşünülmemiş düşünceler vardır. Tehlikeli düşünceler. Tehlikeli ve helak edici düşünceler. Şeyhi ekberin işareti tehlikelidir; çünkü kurtulanlardan çok boğulanlara sahip çıkmıştır. Teşbih ehline. Ne olduğunu söyleyenlere. Kendileri gibi olduğunu söyleyenlere. Nuhun ısrarında kusur bulmuştur. Tenzihe dair ısrarında. Muhataplarına makamınca hitap edemediğini söylemiştir.
Nuh , Varlık’ın birliğine değil, tanrının birliğine çağırdı; tanrının ne olduğunu söyleyenleri kınadı, ne olmadığını söyledi. ‘’ teşbihi bırakın, tenzih edin O’nu!’’ dedi. Tanrı ile Varlık’ı ayırdı. Putperestleri lanetledi. Ortakkoşucuları.
Bir tarafta cem ehli, bir tarafta fark ehli. Cem ehli birleştirir, fark ehli ayırır. Ayırdılar. Ayrıldılar. Ayırmayanları, ayrılamayanları gemiye almadılar. ‘’


Yukarıdaki metin kitabın başında geçiyor. Bu bölümü okuyunca aklıma bir Bektaşi fıkrası geldi. Bektaşinin biri bir gün camiye gider. Hoca vaaz vermekte ve Allah'ı anlatmaktadır. “Allah, hiçbir şeye benzemez, doğmamıştır, doğurmamıştır. Ne yerdedir ne göktedir, Yemez, içmez, yatmaz, uyumaz mekanı yoktur, zamanı yoktur, eli, kulağı, dili yoktur. “ diye sıralarken, Bektaşi dayanamamış: “Hoca, hoca sen şuna yok diyeceksin de dilin varmıyor!” demiş. Dücane beyinki biraz bu fıkra misal. Bazı şeylere yok diyecek ama dili varmıyor gibi. Hem muhalif olayım hem inanan kesime de göz kırpayım çabasının çarpıklığı bu biraz. Kuran’a inanmış her insan bilir ki (ya da bilmesi gerekir) Peygamberlerde iki özellik bulunur; Resul ve Nebi. Nebilik bir sıfattır, Resul ise görev. Nuh peygamberin gemiye kimi alıp, kimi almadığı resullüğü ile ilgilidir ve bu alanda hata yapması, kusur işlemesi kitaba inananlar açısından imkansızdır. Peygamberlerin hata veya kusurları peygamberlik görevleri ile ilgili değil onların insan sıfatı ile ilgilidir. En hafif tabirle böyle kulağa hoş gelen afaki söylemlerle bir peygambere hem de risalet görevi üzerinden iftira atmaktır bu yaptığı.


Tasavvuf kapsamı ve sınırları belirsiz kaygan bir zemin. Kişi nefsinden emin olmadan böyle yüksekten sallayınca yapabildiği tek şey küfre depar attırmak olur ki, yanlışına bir de farkında olmayan okuyucularını da ekleyip yapılan yanlışı daha da alevlendirmiş olur.


Yanlış hatırlamıyorsam Arabi der ki; kişi henüz ulaşamadığı makamın virdini dile almakla bile küfre girebilir. Misal Yunus ‘’ Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri ‘’ derken halini dışa vurur. Yunus vardığı yerde Allah'a o kadar yaklaşmıştır ki O’nun zatından başka (cennet nimetleri dahil hiçbir şey) kendisine görünmemektedir. Yunus bu sözü dile getirirken o anki kalbi halini dışa vurur, samimidir ve onun açısından dile getirilmesinde bir sakınca yoktur. Ama dünyaya mahkum olmuş insanların böyle cümleleri kurarken dikkatli olması gerekir. Zira dile getirilen bu romantik cümleler Allah'ın zatından başka bir şeyi görmemeye değil cennet nimetlerini küçümsemeye dayanan küfür kokulu söylemler olmaktan öteye gitmez. Arabi kitapları içerisine sonradan çok fazla ekleme yapılmış kitaplar. Kitaplarında yazanların çoğu kendisine ait bile değil denir. Sanmıyorum ama velev ki Arabi bunu demiş olsun. Söylenen söz belli, işaret edilen mana belli. Bunun inandığınız kitaba ne kadar uyduğu da sizin vicdanınıza kalsın.


Pierre Bourdieu; ‘’ Reyting bu evrenin gizlenen tanrısıdır. Zihniyete hükmeden şeydir. ‘’ der. Popüler kültür zihinlere hükmeden yeni tanrımız. Bu put zihniyetimize ve hükmettiği sürece de kulak romantizminden ve bizi bir yere götürmeyen beylik laflardan, aforizmalardan kurtulmamız imkansız. Dücane beyin özelinde bu putlardan kurtulmak dileğiyle…
Nuh gemisine almadı beni; tektim çünkü.
Elendim ve elenişin sırrını sulara gömdüm.
Sahilsizdim. Hakikat gibi.
Bir türlü göremedi dünya, ben bir hakikat idim.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.912 Oy)19.829 beğeni45.400 okunma3.494 alıntı191.888 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.092 Oy)13.899 beğeni36.014 okunma3.753 alıntı153.017 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.902 Oy)9.173 beğeni30.086 okunma922 alıntı146.085 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.702 Oy)9.651 beğeni27.099 okunma1.995 alıntı125.460 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.213 Oy)9.203 beğeni27.476 okunma2.920 alıntı121.090 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (4.450 Oy)4.362 beğeni16.565 okunma1.579 alıntı80.836 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.749 Oy)8.361 beğeni23.900 okunma947 alıntı95.214 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.879 Oy)9.418 beğeni26.496 okunma1.791 alıntı135.210 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.974 Oy)11.757 beğeni29.515 okunma1.681 alıntı154.445 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.260 Oy)6.613 beğeni17.592 okunma2.935 alıntı90.001 gösterim
Merhaba kıymetli okurlar… Bugün size bir arkadaşımın tavsiyesiyle kendisini tanıdığım, sonrasında da bizzat söyleşilerine katıldığım bir yazarın kitabını tanıtacağım. Yazarımız Dücane Cündioğlu, kitabıysa Hz. İnsan. Yazarın hem kendi ismine hem de kitabının ismine şaşırmış olabilirsiniz fakat kendisinin de sıradanlıktan epeyce uzak farklı bir kişiliğe sahip olduğunu hissettiğinizde şaşkınlığınız saygınlığa dönüşecektir diye umuyorum.

Kitapla ilgili yazımızın devamı : http://1cay1kitap.com/hzinsan/
Öncelikle Hz. İnsan, Dücane Cündioğlu' nun okuduğum ilk kitabı. Ve okumaya başlamak için harika bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitapta neredeyse her kavram ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulmuş. Okuyucuyu kolayca içine çeken bir üslup hakim ve okurken adeta bir sohbet havası içinde olduğunuzu hissediyorsunuz.
Kitapta aslında, hakikat sorgulanarak insanın hakikat yolunda ilerleyişi irdelenmiş. Bu hakikat yolculuğunda insana çeşitli bilgiler veren, her sayfası insanı düşünmeye sevk eden ve bence insanın ufkunu açan bir kitap, dolayısıyla okunmayı sonuna kadar hak ediyor.
Öncelikle bu kitabı kaç gündür elimde süründürdüğüm ve okumayı ertelediğim için Dücane hocadan ve kitabından özür dilemek istiyorum..

Kitabın içeriğinden çok yazarına değinmek istiyorum. Malum, ürünü iyi anlayabilmek için o ürünü yapanı tanımak gerekir evvelinde.. iyi güzel diyorum düşünüyorum da bakalım net bilgiler bulabilecek miyim ?

Haydi bismillah

Kimdir bu Dücane hoca ?
Nelerle uğraşır ?

Bu soruları sorduğumda google teyzeye bana dilci, felsefeci ve yazar olarak kısa
cevaplar verdi. Neden kısa diyorum; çünkü hayatına dair çok bir bilgiye rastlayamadım.
Belki de ben beceremedim/araştıramadım, bilemiyorum..

Neysee

1978'de, siyasi olaylar sebebiyle cezaevine girmiş. Totalde 4 yıl cezaevinde kalmış; burada Kur'an okumayı ve namaz kılmayı öğrenmiş.

Geçen hafta Dücane hoca Ankara'daydı, yine bir söyleşisi vardı. Tabii ki böyle fırsatı kaçıramazdım. Gittim
sonuna kadar da dinledim; o kadar güzel konuşuyordu ki bırakıp gidemedim .(Bu bana
biraz pahalıya patladı; yurda geç geldiğim için tutanak tutuldu. Ama buna değerdi)
Çıkışta da minnoş bir ablayla tanıştım, sohbet ettik biraz. O kadar ortak noktayla
tanımışız ki Dücane hocayı, hayret ettim doğrusu. Bi kez daha Ankara küçük dedirtti
bana. O ablada Us Atölyesi sayesinde iyice tanımış, bende öyle tanıdım. O ablada
geçen seneki söyleşisine İbrahim abi ile(Us Atölyesinin kurucusu) katılmış, bende
onunla katıldım... Neyse güzel bir tevafuk oldu konuşarak geldik..

Orada tuttuğum notları ajandama geçirirken aklıma geldi; ben bu adamın
konuşmasını her dinleyişimde aydınlanıyorum mutlu oluyorum neden kitaplarını
okumuyorum ?!!
Aslında senenin başında bi kitapsever arkadaşımız hediye etmişti bana, hemde 1k'dan aramızdan biri, tekrar tekrar teşekkür etmek istiyorum ona da. 🤗 İyi ki beni bu kitapla
tanıştırmış

Şimdi kitabın içeriğine gelelim
Kitap, Dücane hocanın denemelerinden oluşuyor. İnsanın aklını zorlayarak yaptığı
açıklamalar tasvirler o kadar çarpıcı ki, o zorlanmadan sonra oluşan mini aydınlanmanın verdiği zevk gerçekten denemeye değer.
Kelimeleri öyle güzel açıklıyor ki; insanın, her kelimenin köküne inip en doğru şekilde
kullanılışı nasılsa öyle kullanası geliyor.

Söyleşi çıkışında tanıştığım abla da söylemişti ama insanın inanası gelmiyor; Dücane hoca liseden sürülmüş. Liseyi bitirmeden hapse girmiş, lisans eğitimi almamış..
Ama o kadar çok dil biliyor ki!!
Merak ettiği kitapları bizzat kendisi okuyabilmek ve yorumlayabilmek için bi çok dil öğrenmiş.. Ulaştığım kadarıyla Arapça, İngilizce, İbranice, Fransızca, Almanca, Farsça ve Osmanlıca'yı biliyor.. Osmanlıca ya 'zaten kendi dilim' diyor

Haa bi de 1998 den 2011 e kadar gazetelerde düzenli olarak köşe yazarlığı yapmış fakat izlediği bir filmin etkisinde kalarak köşe yazarlığı hayatına 2011 de son vermiş..
Merak edenler için; filmin adı "Bab Aziz"/ "Baba Aziz" her iki şekilde de kullanılıyor.


Bu okuduğum ilk kitabı olduğu için daha çok yazara yoğunlaşmak istedim..
Kitaptaki denemelerin başlıklarını da ekleyeyim, ilginizi çeken bir başlık olursa okursunuz

▪Sahilsizim (kitabın kalbi )
▪hakikat niçin hep yaşlı, hep ıslak ?
▪kavrayan mısın, kavranan mı?
▪eflatun-ı vakt olsan dahi
▪delilik özgürlüktür
▪ey vallahi
▪kalbin kalbe secdesi
▪hüve'l-baki
▪hayy'dan gelen hu'ya gider
▪hu sorusu
▪hu'nun sorusu
▪hz. insan'ın tevazuu
▪hz. insan'ın fakrı
▪hz. insan'ın urûcu
▪hz. mi hazret mi ?
▪sonra tevazu
▪hep tevazu
▪bilmek niçin ıstırap verir ?
▪hikmet ve cinsellik
▪cinselliğin hıristiyancası
▪kargayıla bülbülü kafese koysalar
▪çiçeklerden özür dilemeli
▪boşa konuşabilirsin, ama boşu konuşamazsın!
▪dilin bile nutku tutulmuşken
▪ah, ki ne ah!
▪şair, dervişin kardeşidir
▪tanınmamak için çıplak dolaşmalı
▪bilgi'yi karşıtlığın özünden devşirmek
▪sana benden kalan ne?
Hz. İnsan, Dücane Cündioğlu'nun denemelerinden oluşan bir kitap. Kitap hakkında çok fazla olumlu yorum okudum. Ancak genelin aksine, kitabı okuduktan sonra yorumları biraz abartılı buldum. Öncelikle, kitapta çok fazla Osmanlıca terim ve sözcük bulunuyor. Bu sözcüklerin anlamlarının bir kısmını bağlamdan çıkartabilmek mümkün. Ancak pek çoğunun anlamını bilemediğimiz için bazı paragraflar havada kalıyor. Yazar sanırım kuru bir okuma yerine, okuyucudan bu sözcükleri ve kavramları daha derinlemesine araştırmasını istemiş. Bunun yanında, kitabın adı Hz. İnsan olsa da pek çok denemede insan yerine daha çok sözcük ve kavramlar ele alınmış. Bir yerden sonra yarı felsefi yarı tasavvufi bir sözlük okuyor gibi hissettim kendimi... Bir de ortalama 3 sayfa olan denemelerin ilk 2 veya 2,5 sayfası giriş faslında ilerliyor. Kalan yarım sayfada da kimi zaman sonuca gidilmiyor, kimi zamansa bana göre aceleye getirilmiş bir şekilde konu bağlanmaya çalışılıyor. Bu yüzden denemelerin ne tam olarak içine girebiliyorsunuz, ne de tam olarak içinden çıkabiliyorsunuz. Olumlu tarafı ise, her kitapta olduğu gibi bu kitapta da kendime göre bazı bilgi ve izlenimler edindim... Nihayetinde, önemli olan da budur kanımca... her kitaptan birkaç damla da olsa beslenebilmek... Keyifli okumalar...
Arka kapağındaki o kısacık yazıda evet dedim bu kitapta kendimden bir şeyler var.Okumaya başlamamla pek öyle olmadığını anladım, anlatması biraz zor kitap. Bolca eski kelime mevcut bu yüzden anlamadığım yer çok oldu. Bazı yerleri sıktı,kenarda kaldı bazı yerleriyse işte bu dedirtti.Farklıydı ama bazı kitaplar kendini birkaç kere okutur doyamazsın, bu kitap kütüphanede kendine bir yer bulup orda kalıcak kitaplardan benim için.
Dücane Cündioğlunun okumuş olduğum ilk kitabı olmasına rağmen,okumaktan büyük keyif aldım.Hz.insan kitabıni okurken zaman zaman yaşamı sorguladığım oldu. Farklı başlıklar altında yazılmış denemeleri ile insanı düşündüren bir kitaptı.
Okumanızı tavsiye ederim :)
Dücane Cündioğlu'na ait okuduğum ilk kitap olmasından mütevellit bir heyecan bir merak ve büyük bir ilgi içerisinde başladığım lakin beklediğim noktaya ulaşamadığım eser. Bu nokta herkes için değişir. O yüzden ne iyi ne de kötü bir kitap diyebilirim. Lakin bana felsefeden çok edebiyatı sevdiğimi fark ettirdi. Bu denli felsefik yorum bana edebiyattaki lezzeti vermedi ve yordu. O kadar açıklama ve kelime kökeni hakkında bilgi ilgimi çekmedi. Ama bu denli felsefe ve dil bilim seven var ise tavsiye ederim.
Denemelerden oluşan bu kitapta en çok başlıklarını ve her deneme sonundaki çarpıcı cümle ve soruları sevdim. Yazarın tarzını biraz bilimsel, biraz tasavvufi buldum. Okuduğum ilk Dücane kitabıydı. Tüm denemelerin değinmek istediği yaraları sevdim fakat bazı kısımları fazlaca uzattığı kanısındayım. Öğretici bir kitaptı her şeye rağmen severek okudum.
Yaklaşık 1 hafta önce kitap siparişi vermiştim. Diğerleri hâlâ hazırlanıyor gözükürken sadece “Hz. İnsan” kitabını kargoya verdiler. Kitabı okuduktan sonra bunda da bir hâyır varmış dedim. Belki hepsiyle beraber gelseydi okumayı erteleyip,şu an ki halet-i ruhiyemden mahrum kalacaktım. Yazarla ilk tanışmam,kendisi aynı zamanda bir dilbilimciymiş. Dilinin zenginliği kalemine yansımış,çoğu yerde türkçe sözlükten yardım aldım.
Kelimeleri derinlemesine incelemesi, sorduğu sorularla farklı pencereler açması, insanı tüm canlılardan ayıran “düşün(e)bilme” yeteneği üzerine yazdıkları, hakikati,kavramayı, tevazûu,fakrı,bilmenin ıstırabını,Hüve’l Baki’yi,Hû’yu anlatışındaki naiflik ve yazılarının sonunda “Ey Talip!” deyişi(Talip:istekli,isteyen) yani ey öğrenmeye istekli olan sen diye hitap edişi beni fazlasıyla mest etti. Sizlerin de bu kitabı okuyup düşünme üzerine düşünmenizi dilerim.

“Ey talip, asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksat da kalbi secdeye davettir.”

“İdrakin mertebeleri vardır; herkes kendi idrakince hakkı ve hakikati idrak eder; bazıları hissen, bazıları hayalen, bazıları vehmen, bazıları da aklen...”

“Yaşamak için bilmeye, bilmek için sormaya, sormak için cevaplamaya ihtiyaç vardır.”
Nuh gemisine almadı beni ; tektim çünkü
Elendim ve elenişin sırrını sulara gömdüm .
Sahilsizdim. Hakikat gibi .
Bir türlü göremedi dünya, ben bir hakikat idim .

Dücane hoca, anlaşılması zor bir yazar ve felsefeci . Onun yazılarını okurken sizi inanılmaz derece zorluyor . Şu , hiç kullan(a)madığımız “us” (akıl) varya şöyle alaşağı oluyor , hafifte pekmezi akıp nevri dönüyor.

İnsanı düşünmeye sevk eden tembellikten uzak tutan yazarlar ve yazılar var bu ülkede , iyiki de varlar . Yoksa bizler artık düşünmekten bile üşenip, bu işi başkalarına yaptırmaya bile meyil eden varlıklarız .

Kitap neden hz. İnsan ? İnsanlık mertebesine karşılık olmak üzere değil, bilakis bu mertebenin hakkını vermiş olan örnek kişi anlamında kullanmıştır . (S.61) insanın mertebesinin öneminden hareketle , kitap insanın tüm yönlerine hitap ediyor .

Çok yoğun derecede farklı kelimeler var sözlüğe bakmanızda da yarar görüyorum . Zira Dücane hoca her kelimeyi delik deşip edip anlatmak istediği asıl manayı ortaya çıkarıyor . Zihniniz kelimlerin deryasında boğulurken “ aaa ben hiç bu anlamıyla düşünmedim “ demekten geri duramıyorsunuz “( en azından ben şaşakaldım baya ). Kısa bir ara verdikten sonra tekrar okuyacağım .



“Her şey O mudur , yoksa O’ndan mıdır?”Diye sordu Nuh ve “ Her şey O’ndandır ,” diyenleri gemiye aldı .
Elendim ,tek kaldım , çokluk içinde .
Sular yükseldi, karanlık çöktü.
Çaresizdim . Umman-ı hakikate gark olmuştum .
Hep teşbih içinde.


Hakikatı arayanlar içinde inciler olan bir deneme kitabı. Lakin çok sakin bir kafayla okuyunuz . Anlamak baya zor oluyor . Hem Zihninizi yormak , hem de beyin fırtınası yaratmak istiyorsanız bu felsefi denemeler size göre .

Keyifli okumalar .
Bedeni iktidarsızlık, ruhi iktidarsızlığın sonucudur.
...
Sizin anlayacağınız ruh pişerse, beden de pişmiş olur.
O halde bilmenin değil, yarım bilmenin ıstırap vereceğini kabul etmekten başka çaremiz kalmıyor
Sadece insanlar, hayvanlar ve bitkiler değil,taşlar da konuşurlar. Üstelik bazen daha derinden bile konuşurlar.
Tevazu göstermek, aşağıya inmek, aşağıdaymış gibi görünmek, yapmacık aşağılık gösterilerinde bulunmak demek değildir. Tevazu Varlık'ın ihtişamı içinde HİÇ olduğunu bilmek, bu biliş sayesinde ''hiç'' görünmektir.
Günümüz insanı için sadece 'bilmiyor' diyemeyiz; o artık bilmeyi de istemiyor. Hal böyle olunca, bu isteksiz insan, bilmediğini bilmek ister mi!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hz. İnsan
Baskı tarihi:
Ekim 2009
Sayfa sayısı:
124
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944486965
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Nuh gemisine almadı beni; tektim çünkü. 
Elendim ve elenişim sırrını sulara gömdüm. 
Sahilsizdim. Hakikat gibi. 
Bir türlü göremedi dünya, ben bir hakikat idim.

Hakikat niçin hep yaşlı, niçin hep ıslak
Kavrayan mısın kavranan mı?
Delilik özgürlüktür
Kelbin kalbe secdesi
Hayy'dan gelen hû'ya gider
Hz. İnsan'ın tevazusu
Hep tevazu
Hikmet ve cinsellik
Sana benden kalan ne?
Bilmek niçin ıstırap verir?
Boşa konuşabilirsin, ama boşu konuşamazsın

Kitabı okuyanlar 374 okur

  • Zeliha Oğraş
  • Talha Karataş
  • Ömer Faruk Demir
  • filizehra
  • Merve Manavoğlu
  • Hamdullah
  • Esra Kirik
  • Seher Açıkgöz
  • Zehra
  • M. Kürşad Baş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.9
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%22.8
25-34 Yaş
%39.6
35-44 Yaş
%18.8
45-54 Yaş
%5.9
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.1
Erkek
%36.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.2 (42)
9
%23.6 (26)
8
%18.2 (20)
7
%10.9 (12)
6
%7.3 (8)
5
%0.9 (1)
4
%0.9 (1)
3
%0
2
%0
1
%0