Ölümün Dört Rengi

·
Okunma
·
Beğeni
·
3736
Gösterim
Adı:
Ölümün Dört Rengi
Baskı tarihi:
Ocak 2010
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054322022
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
"Ufka dikin gözlerinizi, bakın, ustamız Hızır bizi bekliyor, iki denizin birleştiği yerde... günahların tam da ortasında...

O hâlde, Yusuf gibi, dünyaya sırt çevirelim de varsın gömleğimiz arkadan yırtılsın!

Kıyamet günü Münker'le Nekir'e gösteririz, 'tek hayırlı amelimiz bu!' deriz; 'Biz dünyayı değil, sadece onu sevdik!

Sakın zahire bakıp aldanmayın, yüzümüzün karalığı sevgiliye ihanetten değil, balçık deryası içindeki hayâline bir ömür boyu secde etmekten...'"
127 syf.
"...Bayrakları değil insanları seviyorum." Sait Faik Abasıyanık
Fatih'in türbedarı Amiş Efendi diyor ki "Ben namazdan ziyade namaz kılanı severim."
Van Gogh ise " müziğe kulak verecek yerde müzisyeni seyretmeyi yeğlerim." diyor.
Demek insana bir hasretlik var. Hasretlik. Bundan bahsetmişken fıtrattan söz etmemek olmaz. Ravisini bilmesem de kitapta yer alan şu hadis " Bir dağın yer değiştirdiğini duyarsanız inanınız, ancak bir insanın huyunun değiştiğini duyarsanız asla inanmayınız, çünkü insan hep yaratıldığı hâl üzeredir."

Yaratıldığımız hâl nedir? İnsan yaşama bir amaçla başlar. Bu amaç bir anlam üzerinedir. Anlam yoksa amaç da yoktur.

Dücane Cündioğlu, Ölümün Dört Rengi isimli kitabında bazı kelimelerin etimolojilerini "anlam"larıyla birlikte ele almış. Kelimelere, kelamlara önem veren herkesin okuması gereken bu kitapta "yabancılaşmayı", dış-dünyayı, "tahavvülü" anlatıyor. Daha başka dersler çıkarmak da mümkün.
Kitap üç ana bölümden ve kendi içinde kısımlardan müteşekkil.
Reng-i esrar; renklerin hakikatini anlatırken, iman ve inanç konularına da değiniyor. Van Gogh'un inanamamaktan yaşadığı cinneti ve dış-dünyadan bıkkınlığını, anlam arayışını anlattığı bu bölümde "her şey zıddıyla kaimdir" öğretisine bir kere daha inanıyorsunuz.
Hızır'ın huzurunda; of of, Allah'ım Allah'ım denecek kısım, asıl vurucu nokta bu. Bu bölümde " sen kimin şeytanını taşlıyorsun?" başlıklı yazısında Ali Şeriati'nin bahsettiği "insanın kendi İsmail'ini seçmesi"ne değiniyor. Taşladığımız şeytan, küçük küçük taşlardan korkup kaçıyor. Peki, nereye? Şeytan, sadece Mina'da mı ikamet ediyor? Peki, kendi var ettiğimiz şeytanlarımız. Gerçekten taşlıyor muyuz? Yoksa muhafaza ettiğimiz, cam fanuslarda hayran hayran izlediğimiz şeytanımız var mı? Besiye koyduğumuz, bizi besileyen şeytanlar. Kurban edeceğimiz şeytanlarımız var, İsmail bellediğimiz... Küçük tanrıcıklarımız var. Politeistik, şirke varan bir yaşam idealimiz var. Para, bu çağın tanrısı. Paranın yardımcıları da var. Onlar da küçük tanrılar. Her beden uzvuna, şehevi tüm hislere, nefsin esiri tanrıcıklar! Oysa ilah, esir değildir, esir olan ilah olamaz. Kudret sahibidir O!

Peki, kudret nedir? Yapmak kadar yapmamak da kudrettir. Hz. Ali (r.a)
"Dualarımı kabul etmemesinden bildim ben O'nu." bu bir sitem değil, isyan değil. Teslimiyet bir kulda ve elbette her şeyin sahibi olan; Allah'taki kudret.
Her duamızı en hayırlısıyla işleyen O, kimi zaman reddederek hayrı karşımıza çıkarır. Red, kuvvettir, kudrettir.

Cehennem... İyi ki var, dediğim. İyi ki var dedirtenin eseri. İyi ki cehennem var da ondan korkuyoruz. O'ndan değil, cehennemden korkmak ne büyük nimet. Sonsuz rahman ve rahim sahibi olana korku değil saygı, bağlılık duymak. Bende-niz, kulun burdayım Allah'ım. İşte, burada. Bağlılığımla, memluk oluşumla, bendim sana bağlı. Kudret sendedir. Cündioğlu şöyle diyor; "Kudret, arzu ettiğini avucunun içine alabilmek kadar, onu elinin tersiyle itebilmektir de. Kadir olmayan, Tanrı da olamaz!"

Harika, Cündioğlu olayı özetlemiş, Cündioğlu'ndan okuduğum bu ilk kitap beni kelimelerine hayran bırakmıştır.

Kitapta yine aynı başlık altından bir başka alıntı paylaşmak istiyorum:
Bayezid-i Bistami, "Yolun başındayken dört şeyi yanlış biliyordum, sonunda doğrusunu öğrendim" der:

1- Yolun başında ben Hakk'a talibim zannederdim, sonunda anladım ki Hak bana talipmiş.
2- Yolun başında ben Hakk'ı zikrediyorum zannederdim, sonunda anladım ki Hak beni zikrediyormuş.
3- Yolun başında benim için iyi olanı seçen yine benim zannederdim, sonunda anladım ki ben hep kötü olanı seçmişim, her defasında benim için iyi olanı seçen O'ymuş.
4- Yolun başında Hakk'a vasıl olmayı isterdimc sonunda anladım ki daha yolun başındayken ben Hakk'a vasıl imişim.


İşte, kudret. Her şeyin O'ndan olduğunu fehmetmek de onun yolunda olmaya dahil mi? Allah'ım bir hoca demiş ya " Yürüyoruz ya işte. " diye. Yürümek de dahil değil mi? Teşekkürler Allâh'ım, elhamdülillah.


L'amité est avant tout certitude, c'est ce qui la distingue de l'amour.

Tam çevirisi nasıl olur diye düşünüyorum. Sevmek inanmaktır, aşktan ayıran da budur. Seviyorum. Dünyalık şeylere de aşk duyuyorum, çünkü güvenimi yitireli epey oldu.

" Rasûlullah (s.a.v) " Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi..." diye buyurur. Dikkat etmeli: dünyadan değil, dünyanızdan..
Sizin dünyanızdan... Veya: onların... Başkalarının... İnsanların dünyasından... Bir başka dünyadan... Yabancısı olduğum, aramda hep mesafeler bulduğum bir dünyadan... Bana yabancı bir dünyadan... Dış dünyadan değil, dış-dünyadan... Yani dünyanızdan..."

Rasûlullah (a.s) bir beşer olarak gelmiştir bizim gibi, beşer yani et, deri. Bizim gibi bir "insan" olarak değil. Bizim gibi bir "beşer" "dış-dünyada".

Münker-Nekir'e sorular; Bu bölümde daha çok arayan olmaktan, arananın kıymetinin arayanla zuhur edişinden söz ediyor. Güzel, onu güzel bulanla güzel...
Cündioğlu'nun değindiği, hatta yok yok, didik didik ettiği bir mesele var: " Ben güzele güzel demem, güzel benim olmadıkça"
Burada namahremine, onun güzelliğini dile getirmeyen bir edebden söz ediyor. Güzel bulmayışından değil, diye hepimizi ikaz ediyor.
Hocam, böyleleri kaldı mı?

Ama siz iyi ki varsınız. Hayatımın kitabı diyeceğim nadir kitaplardan. İlk sıra değişmez. Ama bu da illaki bir yer bulur. Ölümün dört rengi, bütün alacalığıyla...
127 syf.
·9/10
Hak ehlinin mirasıdır bize, ölmeden önce ölmek. Ölebilmek. Hakikat ehlinin. Ehl-i hikmetin.
Kendi ellerimizle, kendi irade ve ihtiyarımızla ölümü seçmekle emrolunduk. Hz. İnsan hâline gelebilmek için ve dahî mânânın ışıltısıyla yanmak uğruna maddenin çamurunu gönül aynasının üzerinden silmekle görevlendirildik.

Sonra unuttuk. Unuttukça ve unuttuğumuz için unutulduk. Terkedildik.

Ölmeden önce ölmeyi bilmediğimiz için. Ölemediğimiz için. Uyanamadığımız için. Ölümün renkleriyle boyanmadığımız, ve dahî boyanmak gerektiğini bilmediğimiz için.
127 syf.
Oldum olası bu yazarı kıskanırim. Resmen içimdeki BEN'i alıp sayfalara yazmış. Bir çok eserini okumama rağmen. Onun cümlelerine özlem duyarım. Her okuduğumda bir deneme dökülür dilden....ve bu sefer yine izinsiz girdi hakikatimin bahçesine. O bahçeye renkler bezemisti dört etrafı . Kapısına masumiyeti kitlemişti. Ve renklerin içine beni, günahlarımı, tevbemi yerleştirmişti . Anahtar olarak da ÖLÜMü sıkıştırdı elime.
Ama ben yeni anlıyordum o bahçedeki renkleri çaresizce.Yesil huzurun adıydı huzur ve sükunun.ondan mi acaba sevdiğimi uğurlarken başına yeşiller bağladım .Ölüm, sükunet miydi. Huzura varis miydi?. Geçmiş yeşil miydi ? Çünkü o da durmuş susmustu. Ve sen mavi iffetin rengi; Meryemin haykirdigi gökyüzü rengi. Ama uzak ama ihtiyaç dolusu haykirmalar. Gün batımı, kırmızıyla mi kavuştun erkenden yarın maviyle sarının kavuştuğunu görmek için mi Bir doğum, bir çocuk, bir nebi , isa için güzellik için mi.. bahçede dünyanın hayatı mi vardı. O sükunet için ölümlüleriz. Ama ölümü bilemeyiz. Kaçmamak için de mahsumca kapıyı kitlemisiz ne anlamsız yaşıyorsun sen insanoğlu. Aslında hirani terkettin siyah ölüm gibi. Kendi bahcende habersiz yaşamak delice olmali akılsızca. Hiç olmasaydık mi dedin.ne mi olurdu ??? Kendinin hakikatinin hazzina varamaz sükunette eremezdin. Ama sen huzuru arıyordun, korkma sana anahtar verildi aç ve gerçeğini gör huzura var... korkma varsın gömleğini arkadan yirtsin dünya yusuf misali.yoluna devam et belki de sadece kör gözler gömleğin yirtigini görür.ama Sukunet suskunluk , yesil yuregini gercegini görür. Sendeki yırtık bende mahsumiyetimin simgesi .Onu da benden aldılar artık arkadan yirtilmiyor gömlekler .. Bahçedeki gunahlarla sana geldim tevbeye geldim.huzura geldim ....
127 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Dücane Cündioğlunun okuduğum üçüncü kitabı diğer iki kitabını da (Cenab-ı aşk ve Hz. İnsan) beğenmiştim. Ancak bu apayrı. İnsan kendiyle ölümle tanışmalı yakınlaşmalı. Ölümün dört rengini de size anlatan kitap aslında ölmeden önce ölünüz tavsiyesi üzerine sizinle sohbet ediyor. Tek solukta okunacak bir kitap. Kesinlikle okunmalı, ders çıkarmalı, okutulmalı..
127 syf.
·4 günde·Puan vermedi
“Noksan olmayaydın âlem noksan olurdu; senden, senin eksiklerinden, noksanlarından, yetersizliklerinden mahrum kalırdı.
Düşmedikçe kalkamazsın,
Günah işlemedikçe tevbe edemezsin.
Sözün özü, bağışlamadıkça bağışlanamazsın.”


Aklımla dalga geçti resmen.
127 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
“Ölmek zorundayım. Bir an önce.
Hiç değilse, ölmeden önce.”
.
Ölmeden ölmek de nedir? Nedir ölümün dört rengi? Kendi arzu ve isteğinle nasıl ölünür? Ölüm nedir?
“İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.”
Ölünce uyanacaksak eğer bu gaflet uykusundan bir an önce uyanmalı, yaşarken ölebilmeli o halde.. Bile isteye ölebilmeli..
•Kırmızı Ölüm-Şehvetin ölümü.. Hırs ve ihtirasların.
•Beyaz Ölüm-İştahın ölümü.. Tokluğun, tıkanmanın.
•Yeşil Ölüm-Kıyafetin ölümü.. Giyimden kuşamdan uzaklaşmanın..
•Siyah Ölüm-Zaten ölmüş olanın ölümüdür.. Kendinden, derviş kibrinden, yalnızlığının keyfinden uzak durmak. Kitlenin içinde bir karınca hâline gelmek. Ezilmek. Çiğnenmek. Hizmet uğruna. Nefsin rağmına.
.
Ölmeden önce ölebilirsek eğer gerçek ölümümüz bir kavuşma, yeniden doğuşumuz olur. Öyle hazır gideriz son’un başlangıcına.. Öyle mutlu.. Öyle gönüllü. Öyle teslim.. Bizi herşeyden çok sevip kendini her şeyde gösterenin yanına.. O’nun yanına.. Bu ne büyük bir kavuşmadır.. Sevgisiyle içimizi saran, bize ruhundan üfleyen, her an’da muhabbetine çağıran...
.
Dücane Cündioğlu’nun ‘Ey Talib!’ deyişi okuma isteğimi arttırıyor. Kalemini çok seviyorum. Okudukça içim coşuyor. Ali Ural okurken ki hissettiklerimi hissediyorum. İyi geliyor. Çok iyi geliyor. Tanışmadıysanız bir an önce tanışmanızı isterim kalemiyle.. Muhabbetlee..
127 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Ölümün Dört Rengi, elbette en çok da ölümden bahsediyor; Efendimiz'in "Ölmeden önce ölünüz” buyruğunun manasına işaret eden ölümden..
Hakikatin siyahından; ölümün kırmızı, beyaz, yeşil ve siyah çeşitlerinden.
İffetin rengi maviden, Hızırın rengi yeşilden.
Tek seferde hazmedilemeyip tekrar tekrar okunacak bir yapıt.
127 syf.
·17 günde·Puan vermedi
Bu kitapta bir çok eleştiri bulabilirsiniz, deneme tarzında yazılan bu eleştiriler okuyana farklı bir vizyon kazandırıyor tabi görülebilirse.Bi denemeyi okuyunca diğerine merak salıyorsunuz çok güzel diyebilirim.
127 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan biri. Tarık Tufan'ın son kitabını okuduktan sonra okuduğum kitaplarda tam istediğim doyuma ulaşamamıştım, bu kitap sayesinde ulaştım. Manevi yönüme çok iyi geldi, çok sevdim. Yazarla tanışma kitabım oldu, çok da güzel bir tanışma oldu :) bakış açınızı değiştirecek, her sayfasında farklı sorgulamalara götürecek bir kitap. Yer yer Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu okuyor gibi hissettim. Sözün özü; okuyunuz efendim, pişman olmazsınız.
127 syf.
Ölümün dört rengi

En son , ne zaman başımızı göğe uzatıp gökyüzünün ;
mavinin her tonuyla buluşup an be an farklı renklere büründüğü ; hem bize çok yakın hemde çok uzakta oluşuna bakarak şaşakaldık. Mavinin berraklığında gözlerimizi dinlendirip bu gökyüzünü inşa eden sanatçının ne denli mükemmel oluşunu düşündük .

Doğanın yeşiline gözlerimizi dikip huzurun ve sükutun sesine kulak verip yaprakları , ağaçları ve dahi bir çok nebatatı dinledik. Samimi bir şekilde izledik mi doğanın muhteşem döngüsünü .

Peki ya sarı ; güneşin billur alacalığında kaçımız gözlerimizi kamaştırma pahasına ufka baktık ?Sarının içimize işleyen sıcaklığına büründük ?


Toprağın rengine , kokusuna yaratılışımızın hamuruna ne zaman bastık . Uzak düştük herşeyden en çokta kendimizden . Uzak düştükçe kendimizi yitirir olduk .
Kimliğimizden .
Ruhumuzdan
Renklerimizden ...

Ölmeden evvel ölmeyi kaçımız tatmışızdır? Ölümün son değil , başlangıç olduğuna inanarak ne zaman ölmeyi başarmışızdır? Uyanmak gerek gafletin uykusundan hemde bir an evvel önce. Uyanmak uykulardan ölümle eşdeğerdir .

Ölümün rengi hep siyah mi olmalıdır ?
Hem de katranı siyah ?
Maalesef öyle.
Biz ölümlüler ölümü pek tanımayız . Yanlış da biliriz bu yüzden .
Kaçarız .
Kara çalar kaçarız ..
....(s.36)


İnsanlar uykudadırlar , öldüklerinde uyanırlar. Uyanmalılar bir an önce yaşıyormuş gibi görünmekten .
Yaşlanmadan önce ölüme yaklaş . Sevgiliye . Özüne . Şefkatle . Ölmeden önce. Siyahlar içinde. Sevinçle.
Unutma , yaşamak için ölmelisin .
İyi yaşamalı, iyi ölmelisin !

Dualarımı kabul etmemesinden bildim ben O’nu !
Hz . Ali gibi sen de O’nun kudretini böyle takdir edebiliyor musun ki ey talib , hiç utanmadan O’ndan korkmamalıyız , O’nu sevmemeliyiz türünden boş laflar sarfedebiliyirsun?
Sen O’nu dualarını kabul ettiği için sevdiğini sanıyorsun . Sevdiğin o değil ki , kibrin ! Şımarıklığın . Zaafların . Kuruntuların . Sen kuruntularını seviyorsun ve onlara Tanrı adını veriyorsun . Kendin yapıp kendin tapıyorsun!
Putperestlik inkarın değil, bilakis inanmanın zaafıdır ! Unutma ku putperestler putlarını Kabe’nin içinde saklıyorlardı .
Ey talib , sen hiç Kabe’nin içine baktın mi ?
Kendi Kabe’nin içine?...(s.73)

Sonsöz

İncelemeyi yazarken çok zorlandım . Muhteşem bir zekanın ürünü olan bu kitabı okurken yazabileceğim herşeyin fazlasıyla hafif kalacağını bildiğimden haddimi aşmak istemedim. Bir kitap cismen küçük madden ucuz görünebilir ama manen altından bile kalkamayacağınız kütlelerle dolu ; hacmi kalp duvarlarınızdan akarken yüreğinizi zorlayıp aklınızın süzgeçlerini tıkarken arada da hafif şöyle sarsarken ...
keşke böylesi tüm kitaplar insanı silkelese un gibi elekten geçirse, ufalasa zerre haline getirse ve en nihayetinde özüne dönse . Bunlar sadece bir temenni ama isterim ki böylesi güzel eserler herkesin hayatına dokunsun. Kitabı bitirmemek için ne kadar dirensemde herşeyin bir sonu olduğu gibi bu kitabında sonunda buldum kendimi. Lakin bir süre sonra tekrar alıp okumayı düşünüyorum . Raflarda toplanmayı hak edecek bir kitap değil asla . Allah bizi böyle kelamlarla hemhal etsin . İlmin hayırlısını koysun önümüze .


Keyifli okumalar . Dua ile ...
127 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
"Sakın zahire bakıp aldanmayın, yüzümüzün karalığı sevgiliye ihanetten değil, balçık deryası içindeki hayâline bir ömür boyu secde etmekten...'"
Ölümün dört rengi Cündioğlu'nun okumuş olduğum 2. kitabı.Ama okumak için gerçekten geç kalmşım. Deneme okumayı sevenlere şiddetle tavsiye ederim.. Her bölümünden ayrı bir kitap çıkabilecek bir kitap. . .Ölmeden önce ölebilmek dileğiyle. . .

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümün Dört Rengi
Baskı tarihi:
Ocak 2010
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054322022
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
"Ufka dikin gözlerinizi, bakın, ustamız Hızır bizi bekliyor, iki denizin birleştiği yerde... günahların tam da ortasında...

O hâlde, Yusuf gibi, dünyaya sırt çevirelim de varsın gömleğimiz arkadan yırtılsın!

Kıyamet günü Münker'le Nekir'e gösteririz, 'tek hayırlı amelimiz bu!' deriz; 'Biz dünyayı değil, sadece onu sevdik!

Sakın zahire bakıp aldanmayın, yüzümüzün karalığı sevgiliye ihanetten değil, balçık deryası içindeki hayâline bir ömür boyu secde etmekten...'"

Kitabı okuyanlar 388 okur

  • shr
  • Deniz Özbek
  • Sayed Orfan Nomany
  • Enise Demirhan
  • Rumeysa
  • Muhammed Fatih Ergün
  • Serpil
  • Mustafa Mücahit Berber
  • Gülseren Altay
  • Ardıç Sözü

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%13.7
14-17 Yaş
%2
18-24 Yaş
%23.5
25-34 Yaş
%49
35-44 Yaş
%9.8
45-54 Yaş
%2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.8
Erkek
%35.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.3 (37)
9
%27.5 (28)
8
%18.6 (19)
7
%10.8 (11)
6
%2.9 (3)
5
%2 (2)
4
%0
3
%0
2
%1 (1)
1
%1 (1)