·120 syf.····Okunma: 29 Nisan 2025 13:47 (Spoiler içerebilir!)
En yakından tanık olduğumuz, bizzat içinde yaşadığımız gerçeklerin bile bir iç yüzü, bir perde arkası olduğunu Zehra Öğretmen ve babası Mürşit Efendi’nin ilişkisi etrafında anlatan Türk edebiyatının en önemli romanlarından biri. Okurken sizi hiç yormayacak bir dille yazılmış kısa bir roman.
Zehra Öğretmen görev yaptığı Anadolu köyünde herkese kendini sevdirmiş, dürüst, ahlaklı, kuralcı ve doğruluktan taviz vermeyen bir öğretmen. Aslında hikaye Zehra Öğretmen’in hikayesi gibi duruyor ancak romanın büyük bir kısmı Mürşit Efendi’nin hatıra defterine yazdıklarından, onun yaşadıklarından oluşuyor. Babasına annesi ve anneannesinin etkisiyle düşman olan, onu yok sayan Zehra babasının hatıra defterinin eline geçmesiyle gerçeklerin aslında bambaşka olduğunu görüyor. Yıllarca suçladığı babasına karşı ön yargısı, yerini acıma duygusuna bırakıyor.
Yazar Zehra ile, ön yargının insanı en yakınındakine bile yabancılaştırabileceğini, karşılaşılan her olay ve insana acıma duygusuyla yaklaşmanın insanı gerçek manada tanımanın ön koşulu olduğunu vurguluyor.
Yazar Maarif Müdürü Tevfik Bey’i, düşüncelerini okuyucuya vermesi için bir aracı olarak tayin etmiş gibi. Tevfik Bey Zehra’yı birçok yönüyle beğeniyor ancak ondaki suça ve suçluya karşı katı tutumu eleştiriyor. Zehra’da acımak duygusunun az olduğunu söylüyor ve onu “haşin bir ahlakçı” olarak adlandırıyor. Zehra’nın mükemmele erişmek için yalnızca acımak duygusuna ihtiyacı olduğunu savunuyor.
Mürşit Efendi, romanda beni en çok kızdıran karakter oldu. Kayınvalidesine gösterdiği hoşgörü, gözüne perde inmişçesine onun her istediğini yapması beni karakterin gerçekliğinden uzaklaştırdı.
Adeta dalından düşen yaprak gibi her olay Mürşit Efendi’yi bambaşka bir şehre bambaşka bir hayatın içine atıyor. Gereğinden fazla yumuşak başlı ve saf oluşu insanların onu maddi ve manevi sömürmesine yol açıyor ve sonunda çocuklarına bile yabancılaşan bir adam haline geliyor. Vatanına faydalı olmak için işini en iyi şekilde yapmak isteyen idealist bir memurken zamanla yaşadığı toplumdaki ahlaksızlıklara, yolsuzluklara, haksızlıklara göz yuman ve hatta istemese de kendisini bu ahlaksızlıkları yaparken bulan bir adama dönüşüyor.
Memurluğa başlarken belirlediği ve ömrümün sonuna dek sadık kalacağını söylediği ilkelere bir bir yabancılaşıyor ve hayatın kendisini sürüklediği şartlara istemese de uyum sağlıyor. “Hayat böyleydi. İnsanlar ayrı ayrı yollara dağılırlardı.(…)Bu bir talih, tesadüf meselesiydi. Niçinini, nasılını sormak beyhudeydi.” diyerek kendini talihin eline bırakıyor.
Acımak, Çalıkuşu’nu beğendikten sonra okumaya karar verdiğim bir romandı. Kıyaslayacak olursam Çalıkuşu’nu daha çok beğendim. Çalıkuşu’na göre çok daha sade bir kurguya ve anlatım diline sahip. Roman Zehra’nın babasıyla ilgili gerçekleri öğrendiği kısımda bitti. Zehra’nın hislerinin değişimine, yaşadığı vicdan muhasebesine çok yer verilmemişti. Bence asıl kısım Zehra’nın gerçekleri öğrendikten sonraki duygularıydı, o duygularıyla yüzleşmesiydi. Yine de beni en çok etkileyen romanlardan oldu. Tavsiyemdir.