Filozof, sosyolog ve hukuk teorisyeni Renata Salecl Cehalet Tutkusu’nda, insanlık durumunun daima bir parçası olduğunu savunduğu “cehalet”i ve bağlantılı olarak “inkâr” kavramını masaya yatırıyor; hem travmatik bilgiye ulaşmaktan kaçınan insan doğasını hem de ideolojik mekanizmaları sekteye uğratacak bilgiyi inkâr yollarını insanlık durumu üzerinden açıklıyor. Kasıtlı cehaletin bilhassa kriz anlarında olumlu bir yanının da olabileceği fikrini dile getiriyor; cehaletin güce nasıl dönüşebileceğini disiplinlerarası örneklerle aktarıyor.
Cehalet çoğu zaman bilinçli bir eylemdir. Bilmek, farkı da olmak insana ağır geldiğinde kişi bilmemeyi tercih eder. Savaşta, hastalıkta, aşkta; cehalet en büyük lükstür. Toplu mezarlarda kemiğini bulamamak dönecek umudunu besler, biyopsi sonucunu öğrenmemek hastalık yokmuş hissi uyandırır, hislerin net bir şekilde duyulmaması belki bir gün tam istediğim gibi olacak dedirtir. Pek çok şeyi keşfeden insan bilmeyerek çoğu zaman kendini korur. Bilememeye
🩵Her çağ kendi cehaletini doğurur, insanların bilgiyle ilişki kurma şekilleriyse son derece bağlamsaldır.
🩵Sevdiklerini kaybeden insanların çoğu, bilmenin travmalarıyla başa çıkmalarına yardımcı olacağını umuyor.
🩵Bilen ne kadar az bildiğini bilir.
🩵Sıradan bir insanı yalanlarından mahrum bırakırsak onun mutluluğunu da elinden alırız.
🩵Bazı insanlar genetik bilgiyle başa çıkmakta zorluk çekerler.
🩵Ölümün er ya da geç bizi de bulacağını kabullenmek bir yana, sevdiğimiz insanların bir gün öleceği fikriyle de barışık değiliz.
#gkyzktpasu #iyikikitaplarvar #okudumbitti