·544 syf.····Okunma: 30 Nisan 2025 08:28 2.kitapla geri geldim diyebiliyorumsa, buna da şükür. Demek ki, devam edilebilir bir seriymiş. 2.kitabın bana kattığı duygular: aşk, tutku, saf sevgi bağları, Ali ve Yusufu daha çok sevmek, vatani görevin kutsallığı, sıcak ve eğlenceli Tim, aile, arkadaş ortamı, çaresizlik...
Peki bu duyguları okumak nasıldı? Güzeldi, tüm duyguları yaşayabileceğim kadar güzel...
Kitap 544 sayfa, 11 bölüm, 2.kitabın bölümleri yeteri kadar çok sayfalı, ancak okunuyor, akıcılıkta problem yok. Sadece benim için subjektiv olarak akıcılığı etkileyen bazı etkenler vardır, onlardan biri bu seride var: boş cümleler çok, Gökçenin kendi kendine konuşması ve "sağ melek", "sol melek" olayları beni hiç eğlendirmiyor şahsen, sadece boş cümleler ve okunmağa değer değil, o cümlelerin hepsini, ama hepsini es geçiyordum.
Tüm çiftlere uygun sahnelerin verilmesi ve onların dinamiklerini de okuyabilmemiz güzel ve sıcak hissettirdi bana, şükür ki bu sahneleri Gökçenin gözünden okumuyoruz.
Kitapta en sevdiğim sahneler tabi ki Ali ve Yusuf amcanın sahneleriydi. İçim sıcacık oluyor, gözlerim parlıyor, istemsizce duygulanıyorum ve gerçekten, o kadar sarılmak istiyorum ki ikisine de ve gitmelerini istemiyorum...
Her çiftin kendine has dinamiği var ve ben şahsen çok eğlendim, her çift gerçek anlamda birbirini tamamlıyor, eksik taraflarını yok ediyor, toparlıyor. Kişisel görüşüm olarak söyleyebilirim ki, Timde en çok sevdiğim karakterler Timurum, Aybüke başkanım, Sülüm, Barbom, Alişim. Timurumu söylememe bile gerek yok. Sülüm neler çekiyor, nasıl seviyor, bir bilseniz... Barbom tam bir şapşik, Bilge de ondan beter. İkisi bir araya geldiğinde mükemmel bir kombo oluyor. Alişim o kadar naif ki, o kadar evimizin çocuğu gibi hissettiriyor ki...Zülfikara asla, ama asla ısınamayan bir tek ben miyim? Asla ısınamıyorum, 10 sahnesi varsa, max 2 sahnesine gülüyorum, sebebi de Tim sahneleri olması. Zülfikarı asla anlayamıyor, empati kuramıyor, sevemiyorum ya...Zülfikar eşittir İhtilal serisindeki Yener. Ve iki karaktere de ısınamıyorum...
Mete diyorum size. METE BAŞKANLA GELECEĞE DOĞRU! Hasan abiye o kadar üzülüyorum ki, güleyim mi, ağlayayım mı, bilemiyorum. O kadar şeker ve fırsatçı ki...Çocuğa hayır demek ya da kızmak mümkün değil. Barbarosla iş birliği de maşallah sponsorlarını ve karını artırdı. Çocuk resmen 25 kuruş toplaya toplaya milyoner olacak...Hele o saf gibi görünen cümleleri..."Anlatmışkine".
Aybüke başkanım mükemmel ötesi bir başkan, karakter. Bomba patlaması sahnesi ve sonrasında vurulduğu sahneyi iliğime kadar hissettim ve o anda bile kendisi için değil de, Gökçen için yaşadığı çaresizlik yüzünden onun yerine ben onun için endişelendim. Aybüke hiç kendisi için endişelenmeyi öğrenememiş ki...Amma Aybükemin Sülüsü var be...Ben hiç utanmadan, "erkekliği" kenara bırakıp dağ çiçeği için ağladığı sahnede ağlamağa başladım...
Bu seride sadece 2 kapalı kutu var: Aslıhan ve Timur. Neslişah ve Leyla teyzenin sahneleri, bence, çok değerliydi. Leyla teyzeyi ne kadar anlamağa çalışsam da, ben Aslıhancıyım ve Aslıhanda kendimi buldum...Güçlü durmanın tarafdarı olduğum için ben Neslişah teyzeyi çok takdir ediyorum, Yusufunun emanetlerini yaşatabilmek için hiç durmamış, hiç pes etmemiş, edememiş ve gerçekten de, tüm çocuklar Yusuf amcadan, Neslişah teyzeden bir şeyleri kendilerinde saklamışlar. Mesela Aslıhan ve Murathan o kadar birbirine benziyorlar ki ve ikisini okuduğumda sanki Yusuf amcayı görüyorum. Bülbül Kapanı'nda nasıl ki Güldestem ve Ademin olduğu sahnelerde istemsizce duygulanıyorumsa, Gökçen serisinde de Ali ve Yusuf amcanı okuduğum her sahnede istemsizce duyğulanıyorum...
Pamuk-Kepçük arkadaşlığını, ne olursa, olsun, Pamuksuz yapamayan, kavgada bile incitemeyen, Unutmabeni çiçeğini, Mavinin her tonunda Pamuğu arayan, kendinden önce hep, ama hep Pamuğu düşünen, Pamuğun saçlarını ören, parmaklarıyla oynamağı çok seven, hatta bunu istemsizce yapan bir Kepçükü okumak o kadar huzurlu hissettiriyordu ki...Anlatmak sadece büyüsünü kaçırır, bence, siz kendiniz okuyun...
Gökçen ve Murathan dinamiğinde ise gerçek sevgiyi görmemek mümkün değil. Murathanın huysuzluğu, ama ne olur, olsun, Gökçene kızamaması, saf çaresizliğini hissetmemek mümkün değil. Ben şahsen Murathanı daha çok benimsedim, Gökçen yapı gereği çok sevdiğim bir kadın karakter değil. Ama tabi ki bir çok sahnesini eğlenerek, gülmekten ölerek, gururla ve üzüntüyü de hissederek okudum. Sadece bunlar bile Gökçeni sevmeme neden olamıyor, şımarık karakter sevemiyorum. Şımarık olsa bile, bunun bir çok sahneye yansıması, haddinden fazla boş cümlelerin meydana gelmesi bir yerden sonra beni sıkıyor. Bu, tamamen şahsi görüşüm. Kısacası, Gökçene karşı nötürüm.
Loresimanın yazımını seviyorum, evet, ancak bence, yazarın betimlemeleri çok da derin anlamlı ya da okunulur değil, bu mesele Gökçen serisiyle alakalı. Evet, Bülbül Kapanı benim için bambaşka bir olay ve çok-çok seviyorum, objektiv olamayabilirim. Ama yine de ben şahsen bir okur olarak Bülbül Kapanı'ndaki betimlemeleri çok daha anlamlı buluyorum ve dikkat edildiğinde her betimlemeni farklı-farklı duygular şeklinde hissetmenin mümkün olduğunu düşünüyorum. Gökçen serisindeki bir çok betimlemeni sadece okuyup geçiyorum bir yerden sonra, çok da anlamlı gelmiyor. Çünki goy goy sahnelerinden sonra söylenen cümleler oluyor daha çok.
Son olarak, bir çok okur için safe place diye adlandırabileceğimiz bir seri olduğunu ve asker kurgusu seven bir çok okuru da asker kurgusuna başlama sebebi olduğunu düşünüyorum. Aşk, romantizm, tutku. Saf sevgi, aile, arkadaş, Tim bağı, farklı-farklı çift dinamiği, vatan sevgisi, vatani görevin kutsallığı, dram, şiddet (Timin görev sahneleriyle ilgili) gibi ögeler sunan 4 kitaplık bir seri arıyorsanız, buyurunuz...
Benim için 8,5-den 9/10.