Fırça darbeleriyle anı ölümsüzleştiren ressamlara her zaman ilgi duyarım. Onlar renklere yükledikleri anlamla yaşamı resmederler. Belki de en çok dıyguları…
Annalisa… Annesini ve babasını trafik kazasında kaybetmiş birisi ve büyükannesi ile birlikte yaşıyordu. Üstelik resim yapmayı çok seviyor. Yazar onun kendisini de dahil ettiği tablosunu anlatırken gözümde canlandı.
Onun bu üstün yeteneğinin yanında yaşadığı yer ve sahip olduğu imkanlar kısıtlıydı. Bunun için kendisini geliştirmek ve gösterebilmek için çok daha farklı dünyalara gitmeliydi. Gerçek yaşamda da öyle değil mi? İnsan bazen kendini bulmak ve tutkularıyla daha derinden devam edebilmek için o tel örgülerinin ardındaki başka dünyaları keşfedebilmelidir.
İnsan bazen hiç beklemediği bir anda biriyle karşılaşır ve yaşamın yönü değişir. İşte Annalisa da Thomas ile karşılaştıktan sonra her şey farklı bir güzergahta ilerleyecekti.
Kitabı okurken diğer taraftan düşünüyorsunuz, insan sahiplendiği hayallerinin peşinden giderken onun önüne çıkabilecek engeller neler olabilir diye. Peki bir insana olan sevgi, tutkularının önüne geçer mi? Bir insanı sabahları yataktan kaldıran şeyler nelerdir düşünmeden edemedim.
İnsanın aldığı kararların yaşamına nasıl etki edeceğinin de bir hikayesi aynı zamanda. Belki de en çok duygularının gidişatını belirleyen çok önemli bir yol ayrımı olsa gerek. Seçmediğimiz yolun bizi nereye götüreceğini de hiçbir zaman bilemeyeceğiz.